Kategori arşivi ‘Yalnız ve Güzel Ülke’ Category
Türk Fotoğrafında Yerlilik!
Değerli dostlar,
Kıbrıs Yakın Doğu Üniversitesi, 4-7 Kasım tarihleri arasında 6.Uluslararası Fotoğraf Günleri’ni düzenledi. BUFSAD’ın da yakın zamanda konuğu olan, Türk fotoğrafının kilometre taşı Gültekin Çizgen bu etkinlik çerçevesinde “Fotoğrafta Yerlilik” adında bir bildiri sundu.
Daha önce başka formlar altında basılı yayınlarda, FotoTrek tarafından basılan “Fotoğrafın Kalın Sesi” kitabında ipuçları bulunabilecek olan bildiri, Sn.Çizgen’in imzası ile FotopyaMag sayfalarında yayınlandı.
Yazının orjinaline buradan ulaşabilirsiniz.
Benim bu yıl okuma şansı bulduğum metinler arasında, naçizane görüşüm şudur; bu metin bu yıl (ve dahi gelecek yıllarda) Türk fotoğrafında üretilmiş en önemli metin olabilir.
Aşağıda, (Sn.Çizgen’in de hoşgörüsüne sığınarak) kişisel olarak önemli bulduğum pasajları bulabilirsiniz.
Bizden önce örgütlenip her şeyi bir sistem içinde programlayıp, geliştiren kentleşmiş, sanayileşmiş ülkeler, fotoğraf felsefesi ve eleştiri alanında da önemli yol almışlardır. Genel bakış olarak Amerikan fotoğrafından, Japon fotoğrafından, Alman fotoğrafından söz edilebilmektedir. O ülkelerde sanatçıları ortak “biçim” dünyasında buluşturan değerler oluşmuştur. Ana kimliği veren mesajlar yanında asıl önemli olan işte bu “biçim yapısıdır”.
Gültekin Çizgen hocamızı saygıyla selamlayarak, hepinizden bu önemli metni okumanızı rica ediyorum.
Göbeğini Kaşıyan Fotoğrafçı
Onu tanıyorsunuz.
O göbeğini kaşır. Herhangi bir sorumluluk hissetmediği şeylerden ötürü insanlar rahatsızlığını dile getirdiğinde “göbeğini kaşıyan adam”dır o.
“Ne vınaklıyo bunlar” diye düşünür. Hem o ne zamandır, mesela bir yıldır filan fotoğraf çekmektedir. Geçenlerde yeni başlayan bir çocuk gelip soru sorduğunda nasıl da gururlanmıştır…
Bildiği tek fotoğraf biçimi, kendisine öğretilen “abc” dir ve bundan dışarı çıkmaz. Çıkanların, “hoca”ların kurallarını yıkan haddini bilmezler olduğunu düşünür.
Sümüklü çocuğu kadrajda üçte bire oturtur. Arkadaki karışıklığı photoshop’ta halledecektir nasıl olsa.
Her yaşlı, buruşuk suratlı köylü teyze fotoğraftır onun için, bir şehirli edasıyla nasılsın teyze demeyi, “Gonya’da gonuştuk” demeyi halka yakınlık sayan büyüklerinden öğrenmiştir.
Ve yukarıdaki soruya yanıt verip fotoğrafını çektiren hiç bir “teyzesini” hatırlamaz.
Arşivindeki on bin küsür fotoğrafından on tanesini anca bastırmıştır. Basılı fotoğrafı, fuzuli masraf kabul eder. Sergi açmaktansa, iki üç sitede günün fotoğrafçısı seçilse onun için daha değerlidir.
Internette gösterilen her görüntüyü fotoğraf, söylenen her şeyi doğru zannetmektedir.
Portfolyosunda hem makro çekilmiş sinek, hem mimari, hem manzara, hem de mesela döküm işçisinin güzel fotoğraflarının bulunmasının iyi bir şey olduğunu düşünür.
İki saattir düzeltmekle uğraştığı portreyi fotoşoplarken, bir yandan da yeni katıldığı sitede günün fotoğrafçısı olmanın ne menem bir durum olduğunu merak etmektedir. Bu fotoğrafı yükleyince hepsini arayıp puan vermelerini isteyeceği için, aranacaklar listesindeki arkadaşlarını düşünmektedir.
Fotoğraf kitabı okumaz, merak edip kütüphaneye dahi bakmaz. Bunları alanlar paralı züppelerdir onun için.
Süreli yayınları takip etmez.
Çok gerekiyorsa, merak edip “bi bakıver ne diyor” diye sorduğu hocası, kankaları vardır.
Onun için gereksiz bir zahmettir bu.
Rembrandt’ı duymamıştır, Van Gogh’u kulağını kesmesinden bilir. Sanat akımlarının bir ikisinin adını bilse amma da entel olacaktır ama, neyse…
Şiir onun için ilkokuldan nahoş bir anıdır. Edebiyat ise son çıkan Metal Fırtına romanı.
Dünyanın her tarafından fotoğrafçılar yaşadığı kente geldiğinde, evinde sakin sakin “Yaprak Dökümü” seyretmektedir. Zaten o adam veya kadın ne söyleyecektir ki, onun bilmediği?
Ayrıca bu akşam o dizide Ferhunde’nin ne diyeceği daha önemlidir.
Salgado’yu Real Madrid’li futbolcu zannetmektedir.
Tüm bu ciddi konular onu sıkar, fotoğraf bir eğlence aracıdır sadece. Başkaları çok ciddiye almaktadır.
Fotoğraf merkezleri, dernekler, okullar onun için ikamesi internette bulunan şeylerdir. Internette her şey yapılabildiğine göre, neden sergi de açılmasın, fotoğraf günleri filan orada yapılmasındır?
Göbeğini kaşıyan fotoğrafçıdır o.
Bulunduğu kentte söyleşiler, sergiler, festivaller, bienaller yapıldığında bıyık altından gülmektedir.
Ve bu ülkenin fotoğrafında bugünkü hakim renk, ne yazık ki onun tonlarından bezelidir.
Sanatçısına Sahip Çıkan Ülke Olmak…
23.09.09 tarihli düzeltme: Yıldız Kenter, 23.09.09 tarihli Hürriyet gazetesine verdiği demeçte aşağıdaki haberi yalanlamıştır. Konuyla ilgili orjinal habere buradan, Kenter’in Hürriyet’e verdiği demece de buradan ulaşabilirsiniz. Bu yalanlama, aşağıdaki yazının iddia ettiği gibi Türkiye’de sanatçıya kıymet verildiğinin bir göstergesi sayılamasa da, haberi okuyunca acıyan içimize bir su serpmiştir. Bu çerçevede ilgili iki haberi ve aşağıdaki yazının içeriğini bu site okurlarının özgür yargısına sunuyorum.
Dostlukla,
Utku
******************
Bu yazı, bu sitede okumaya alışık olduğunuz türden bir yazı değil. Nasıl yapmalı, ekipman vb. içermiyor. Ama daha derin bir sorunumuz var bizim, daha köklü bir yaramız. Öncelikle şu iki alıntıyı okumanızı rica ediyorum:
Nezih Tavlaş – Ara Güler söyleşisinden…
A.G. : Şimdi ne var biliyor musun, bir birikim var bende… O birikim yani arşivi doldurmuşum bilmem ne… Onları kitap halinde çıkarmak en mühimi. Unutma Afrodisias’ı 50 sene evvel çekmişim abi 1958′de, daha başka şeyler de var sırada…
N.T. Bu sizi çok mutlu etti değil mi?
A.G. : Etti de şimdi neticesi ne olacak? Mesela kocaman kitap yapıyorsun, alacağın para bir halt değil. Şu kitaba kaç para alırsın? Adam bir reklam filminde oynuyor -bir takım kıçı kırık artistler var ortada, onların aldıkları paralar hakkında bilgin var mı?
N.T. Var. İnanılmaz rakamlar.
A.G. : Eee nedir? Ne biçim memleket burası be!
Ara Güler – FotoMuhabiri Kitabından alıntı
Bu da 21.09.2009 tarihli Sabah gazetesinden :
Parasız kaldım, yıkıldım
Yıldız Kenter, “Parasız kaldım” dedi! Bebek’te sabah yürüyüşü yaparken GÜNAYDIN’ın görüntülediği ünlü oyuncu, “67 yaşını geçtiğim için konservatuvardan aldığım maaşı kestiler. Bankaya gittiğimde ‘Size para yok’ dedikleri an yıkıldım. Parasız kaldım! Parasız kalan insanlar ne hissederse, onu hissettim. Şu an 600 lira emekli maaşıyla geçinmeye çalışıyorum” dedi.Yaşlılara ‘öl’ deniyor
Kriz nedeniyle, sahibi olduğu tiyatronun iş yapmadığını, dolayısıyla belirli bir gelirinin de olmadığını, yaşamak için özel ders verdiğini söyleyen Kenter, isyan etti: “Bu ülkede yaşlı insanlara bakış açısı üzücü. Türkiye’de ‘Yeter yahu, artık öl’ gibi bir tavır sergileniyor. Şimdi ben aynı tavrı yaşıyor ve hissediyorum.”Sabah, 21.09.2009
Ara Usta’nın sorusunu tekrarlayalım. Ne biçim memleket burası be!
Bu sorunun yanıtını kendi kendinize vermek için şunu da hatırlayın:
Henri Cartier-Bresson 1999 yılındaki Avrupalılar sergisi için Istanbul’a davet edildiğinde Fransa’nın kendisinin “milli hazine” olması dolayısıyla seyahatine izin vermediği yolunda (o tarihte 90 yaşındaydı) bir şehir efsanesi bulunmaktadır.
Fikirlerimizi netleştirmek için aşağıdaki soruları soralım:
1. Bu ülkede yazı, şiir, hülasa kitap yazmış ve bundan hayatını idame ettirmiş kaç kişi tanıyorsunuz?
2. Bu ülkede fotoğraf çekmiş, resim yapmış, heykellere can vermiş, koreografi ile insan vücudunu dil olarak kullanmış ama kendisine bahşedilen bu yeteneğin karşılığını hayatta da alabilen kaç kişi var?
3. Bu ülkenin nüfusu kaç kişi?
4. Bu ülkede Yazarlar Birliği/Sendikalarına, Sanatçı Meslek Örgütlerine, Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonuna, vb. üye olmuş insan sayısı kaç? Ben söyleyeyim, 15.000, o da fazla fazla sayarsanız!
Tüm bunlar olurken, mesela herhangi bir mesleği, kabiliyeti, meşgalesi filan olmadığı halde sırf açılış ve tanıtımlarda görünmek için (ünlü olduğu için) para alan kaç kişi var bu ülkede?
Bu ülkede fotoğraf, sadece fotoğraf sergileyen kaç galeri var? Bu galeriler sergiledikleri eserlerin ne kadarını satabiliyorlar?
Bu ülkede kaç fotoğraf koleksiyoneri var? 1950′lerde kaç tiyatro eleştirmeni vardı günlük gazetelerde, şimdi kaç tane? Aynı yıllarda kaç klasik müzik eleştirmeni vardı, şimdi kaç tane var?(*** Yanıtlar için yazının sonuna bakınız)
Sayılar size doğruyu söyleyecek.
Yıldız Kenter gibi bir devin, bir yaşayan çınarın sırf belli bir yaşı geçti diye üretimden, eğitimden men edilmesi bir ülkenin yaşayabileceği en büyük ayıplardandır. Hasbelkader, Istanbul yerel ve idari yönetimlerinin büyük hataları sonucunda böyle bir işsizliğe düşse dahi, Anadolu kentlerinin “aman hocam biz konservatuar kurmak isteriz”, “aman hocam bizim ilimize devlet tiyatrosu” vb. diye kapısında yatması, şehirlerin altın anahtarlarının verilmesi gerekecek kadar büyük bir çınardır Yıldız Kenter.
Sanatçısına sahip çıkmayan ülkeler, eninde sonunda günübirlik eğlencelere, Var mısın Yok musun yarışmalarına, insanların emek vermeden kazanmalarına ve/veya emek verdikleri halde kazanamamalarına, mesleksiz ünlülere ve meslekli, yetenekli ancak ünsüzlere, vasat, bayağı bir güzellik anlayışına ve bu anlayışa yön veren, Meriç’in 100 km. batısında “bilirkişi”liklerinin esamesi okunmayan “bir bilen”lere mahkumdur.
Kabul edelim, 75 milyonluk nüfusuna, bunun yarısının 35 yaşın altında olmasına dayanan muazzam potansiyeline karşın bu ülkede sanatın ve sanatçının kıymeti yoktur.
Bu ülkede herhangi bir sanatın duayenlerinin 67 yaşına geldiği için maaşlarının kesildiği değil, ömür boyu başarı ve memlekete katkıları nedeniyle heykellerinin dikildiği gün, 1958′den bu yana yaptığı röportajların kitaplarının basımı için yayınevlerinin rekabete girdiği gün, gazetelerde tiyatro oyunlarının haberlerinin oyunun içindeki bir kaç dakikalık sevişme/öpüşme sahnesi ile sınırlı kalmadığı gün, Borusan Senfoni’nin dün verdiği konserin eleştrisinin bugün bir kaç gazetede çıktığı ve okunduğu gün, bu ülke, bu yalnız ve güzel topraklar, kendisini boğazına geçirilmiş yağlı bir kement gibi sıkan bu garabetten kurtulacaktır.
Okuduğunuz için teşekkürler.
Dostlukla,
Utku
*** : Bu ülkenin 1 fotoğraf koleksiyoneri var. 1950′lerde her gazetenin tiyatro eleştirmeni vardı, şimdi hiç yok. Yine aynı yıllarda Türkiye’de her klasik müzik konserinden sonra en az üç nitelikli, bilgi verici eleştri okumak mümkündü, gazetelerde.


