sanat

Fotoğraf Sanatçısı Kime Denir?

by utku on 13 Aralık 2010 · 2 comments

in Blog

Andreas Gursky, Bahreyn I

Değerli usta Ara Güler’in fikir babalığını yaptığı fotoğraf sanat mıdır, değil midir konusu fotoğraf tartışmalarımızın köşe taşlarından biridir. Ancak bu tartışmayı bir ön kabul ile arkanızda bırakabilirseniz, konuya başka bir açıdan yaklasmak mümkün olabilir.

Galerinin ortasına pisuvar koymanın sanat sayıldığı, insanların dijital enstalasyonlarla birbirlerini anlayıp anlamlandirdigi gunümüzde fotograf, sanat üretimi için kullanılabilecek en önemli dillerden biri haline geldi.

Bununla birlikte gezegenin görsel imgeleminin neredeyse tamamını kendi başına üretiyor olması, insanların görme biçimlerini değiştirmesi ve bunu pazarlamadan tutun da antropolojiye kadar her alanda kullanıma açması fotografı bugün en çok kullandığımız “dil” yapıyor.

Tüm bu kaosun ortasında fotograf dilini bir sanat üretimi için kullanacaksanız işiniz bir kat daha zorlaşıyor. Çünkü fotograf, gerek dijital teknolojinin getirdiği kolaylıklar, gerekse de üretim için gerekli teknik bilginin avamlaşması nedeniyle giriş bariyerleri çok düşük bir üretim alanı.

Haliyle, eline makine alan herkes ucuz ve kısa yoldan “sanatçı” olabiliyor, hemen üretime başlayabiliyor.

Oysa bundan daha net ve açık tanımlamalara ihtiyaç var kendi fotograf dünyamız için, fotoğraf sanatçısı kime denir, bunun yanıtının belki de yeniden verilebilmesi gerekli.

Dolayısıyla, diğer alanlarda daha muğlak olan sanat/sanat değil ayrımının fotoğrafta daha keskin çizgilerle yapılabilmesi; avamlığın fotoğraftan beslenmesinin önünü tıkar belki de..

Fotoğraf sanatçısı kimdir?

Sağduyu sahipleri, bu sorunun yanıtını fotoğraf ile sanat üreten kimse olarak verebilir. Peki fotoğraf ile sanat nasıl üretilir? Üretilir mi?

Tüm dünyada üretilen fotoğraf biçimleri, Andreas Gursky’den David LaChapelle’e, veya Hiroshi Sugimoto’dan Miroslav Tichy’e kadar bize ikinci sorunun yanıtını bütün çıplaklığı ile veriyor. Evet, üretilir.

Hiroshi Sugimoto, Seascapes, Jamaica, 1980

Ancak fotoğrafın sanat olabilmesi için, makinenin arkasındakinin sanatçı olması lazımdır!

Bu nasıl oluyor? İlk olarak, kişinin çevresindeki belirli olaylardan etkilenerek bir dışavurum, kendini ifade ihtiyacı duyması gerekir. Sanat bir ifade aracı ise eğer, ifadeyi oluşturacak kültürel yapının da yerli yerinde olması beklenir. Kültürel yapı bütün pozitif bilimlerde görüldüğü gibi üzere bir felsefesi olan, belirli bir bilgi birikimini imbikten geçirerek süzmüş ve hazmetmiş bir algının ortaya çıkması ile olur.

Bütün sanat yapıtları gibi, bu ifade eylemi de bir kültüre dayanmalıdır. Kültürsüz fotoğraf sanatçısı, bir anlamda müzikten anlamayan şarkıcı gibi olmaktadır…Ülkemizde bu örneklerden bol miktarda görüyoruz zaten.

Tüm bunların üstüne, üretiminde biçimsel bir özgünlük geliştirebilmesi için kendinden öncekilerin (mümkünse kendi topraklarından çıkan) eserlerinin üstüne bir şeyler koyabilecek bir öznel ifade tarzının sanatçı tarafından oluşturulabilmesi gerekir. Sanatçı bu ifade tarzını önce ortaya koyacak, sonra bunu geliştirecektir.

Yani, fotoğraf sanatını uğraşı alanı edinmek isteyen kişinin sıradan bir hobinin ötesinde oturmuş ve canlı bir kültürel altyapıya yaslanması, kendi alanı öncelikli olmak üzere sanat tarihi bilmesi, modern zamanları takip ederek dünyada olup bitenden haberdar olması gerekiyor galiba… Bunun üzerine, bir felsefeye yaslanan özgün bir ifade tarzı eklenirse, kişi sanatçı, ürün de sanat olacaktır.

Tüm bu çabalar, Umberto Eco’nun deyişi ile halen insanoğlunun bilgi edinmek için bildiği en iyi yol olan basılı ürünlerde, yani kitaplarda, sergilerde ve yeni çağa bir selam vermek için DVD’ler ile o konuya özel web sitelerinde kristalize olmalıdır.

Bu işin daha kolay bir yolu yoktur. Örneğin, fotoğraf sitelerinde günün büdüsü seçilmek, milyonlarca fotoğrafın dolaşıma girdiği internette 15 dakikalığına ünlü olmak (bkz.Andy Warhol özdeyişleri) veya bilmem nereden kazanılan (ve de seneye başkasının kazanacağı) ödüller değil , sonunda bıraktığınız kalıcı eserler isminizi yaşatacaktır.

Sanatçı, hangi dalda üretim yaparsa yapsın, gelenek ile yenilik, statüko ile devrim diyalektiğinde taraftır. Gerektiğinde geleneği yıkmasını ve statükonun üzerine basıp geçmesini bilmelidir.. İnsanlık tarihindeki tüm ilerlemeler bu şekilde olmuştur.

Okuduğunuz için teşekkürler…

Utku

{ 2 comments }

Sanatçısına Sahip Çıkan Ülke Olmak…

by Utku Kaynar on 22 Eylül 2009 · 6 comments

in Blog

yıldız kenter23.09.09 tarihli düzeltme: Yıldız Kenter, 23.09.09 tarihli Hürriyet gazetesine verdiği demeçte aşağıdaki haberi yalanlamıştır. Konuyla ilgili orjinal habere buradan, Kenter’in Hürriyet’e verdiği demece de buradan ulaşabilirsiniz. Bu yalanlama, aşağıdaki yazının iddia ettiği gibi Türkiye’de sanatçıya kıymet verildiğinin bir göstergesi sayılamasa da, haberi okuyunca acıyan içimize bir su serpmiştir. Bu çerçevede ilgili iki haberi ve aşağıdaki yazının içeriğini bu site okurlarının özgür yargısına sunuyorum.

Dostlukla,

Utku

******************

Bu yazı, bu sitede okumaya alışık olduğunuz türden bir yazı değil. Nasıl yapmalı, ekipman vb. içermiyor. Ama daha derin bir sorunumuz var bizim, daha köklü bir yaramız. Öncelikle şu iki alıntıyı okumanızı rica ediyorum:

Nezih Tavlaş – Ara Güler söyleşisinden…

A.G. : Şimdi ne var biliyor musun, bir birikim var bende… O birikim yani arşivi doldurmuşum bilmem ne… Onları kitap halinde çıkarmak en mühimi. Unutma Afrodisias’ı 50 sene evvel çekmişim abi 1958′de, daha başka şeyler de var sırada…

N.T. Bu sizi çok mutlu etti değil mi?

A.G. : Etti de şimdi neticesi ne olacak? Mesela kocaman kitap yapıyorsun, alacağın para bir halt değil. Şu kitaba kaç para alırsın? Adam bir reklam filminde oynuyor -bir takım kıçı kırık artistler var ortada, onların aldıkları paralar hakkında bilgin var mı?

N.T. Var. İnanılmaz rakamlar.

A.G. : Eee nedir? Ne biçim memleket burası be!

Ara Güler – FotoMuhabiri Kitabından alıntı

Bu da 21.09.2009 tarihli Sabah gazetesinden :

Parasız kaldım, yıkıldım
Yıldız Kenter, “Parasız kaldım” dedi! Bebek’te sabah yürüyüşü yaparken GÜNAYDIN’ın görüntülediği ünlü oyuncu, “67 yaşını geçtiğim için konservatuvardan aldığım maaşı kestiler. Bankaya gittiğimde ‘Size para yok’ dedikleri an yıkıldım. Parasız kaldım! Parasız kalan insanlar ne hissederse, onu hissettim. Şu an 600 lira emekli maaşıyla geçinmeye çalışıyorum” dedi.

Yaşlılara ‘öl’ deniyor
Kriz nedeniyle, sahibi olduğu tiyatronun iş yapmadığını, dolayısıyla belirli bir gelirinin de olmadığını, yaşamak için özel ders verdiğini söyleyen Kenter, isyan etti: “Bu ülkede yaşlı insanlara bakış açısı üzücü. Türkiye’de ‘Yeter yahu, artık öl’ gibi bir tavır sergileniyor. Şimdi ben aynı tavrı yaşıyor ve hissediyorum.”

Sabah, 21.09.2009

Ara Usta’nın sorusunu tekrarlayalım. Ne biçim memleket burası be!

Bu sorunun yanıtını kendi kendinize vermek için şunu da hatırlayın:

Henri Cartier-Bresson 1999 yılındaki Avrupalılar sergisi için Istanbul’a davet edildiğinde Fransa’nın kendisinin “milli hazine” olması dolayısıyla seyahatine izin vermediği yolunda (o tarihte 90 yaşındaydı) bir şehir efsanesi bulunmaktadır.

Fikirlerimizi netleştirmek için aşağıdaki soruları soralım:

1. Bu ülkede yazı, şiir, hülasa kitap yazmış ve bundan hayatını idame ettirmiş kaç kişi tanıyorsunuz?

2. Bu ülkede fotoğraf çekmiş, resim yapmış, heykellere can vermiş, koreografi ile insan vücudunu dil olarak kullanmış ama kendisine bahşedilen bu yeteneğin karşılığını hayatta da alabilen kaç kişi var?

3. Bu ülkenin nüfusu kaç kişi?

4. Bu ülkede Yazarlar Birliği/Sendikalarına, Sanatçı Meslek Örgütlerine,  Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonuna, vb. üye olmuş insan sayısı kaç? Ben söyleyeyim, 15.000, o da fazla fazla sayarsanız!

Tüm bunlar olurken, mesela herhangi bir mesleği, kabiliyeti, meşgalesi filan olmadığı halde sırf açılış ve tanıtımlarda görünmek için (ünlü olduğu için) para alan kaç kişi var bu ülkede?

Bu ülkede fotoğraf, sadece fotoğraf sergileyen kaç galeri var? Bu galeriler sergiledikleri eserlerin ne kadarını satabiliyorlar?

Bu ülkede kaç fotoğraf koleksiyoneri var? 1950′lerde kaç tiyatro eleştirmeni vardı günlük gazetelerde, şimdi kaç tane? Aynı yıllarda kaç klasik müzik eleştirmeni vardı, şimdi kaç tane var?(*** Yanıtlar için yazının sonuna bakınız)

Sayılar size doğruyu söyleyecek.

Yıldız Kenter gibi bir devin, bir yaşayan çınarın sırf belli bir yaşı geçti diye üretimden, eğitimden men edilmesi bir ülkenin yaşayabileceği en büyük ayıplardandır. Hasbelkader, Istanbul yerel ve idari yönetimlerinin büyük hataları sonucunda böyle bir işsizliğe düşse dahi, Anadolu kentlerinin “aman hocam biz konservatuar kurmak isteriz”, “aman hocam bizim ilimize devlet tiyatrosu” vb. diye kapısında yatması, şehirlerin altın anahtarlarının verilmesi gerekecek kadar büyük bir çınardır Yıldız Kenter.

Sanatçısına sahip çıkmayan ülkeler, eninde sonunda günübirlik eğlencelere, Var mısın Yok musun yarışmalarına, insanların emek vermeden kazanmalarına ve/veya emek verdikleri halde kazanamamalarına, mesleksiz ünlülere ve meslekli, yetenekli ancak ünsüzlere, vasat, bayağı bir güzellik anlayışına ve bu anlayışa yön veren, Meriç’in 100 km. batısında “bilirkişi”liklerinin esamesi okunmayan “bir bilen”lere mahkumdur.

Kabul edelim, 75 milyonluk nüfusuna, bunun yarısının 35 yaşın altında olmasına dayanan muazzam potansiyeline karşın bu ülkede sanatın ve sanatçının kıymeti yoktur.

Bu ülkede herhangi bir sanatın duayenlerinin 67 yaşına geldiği için maaşlarının kesildiği değil, ömür boyu başarı ve memlekete katkıları nedeniyle heykellerinin dikildiği gün, 1958′den bu yana yaptığı röportajların kitaplarının basımı için yayınevlerinin rekabete girdiği gün, gazetelerde tiyatro oyunlarının haberlerinin oyunun içindeki bir kaç dakikalık sevişme/öpüşme sahnesi ile sınırlı kalmadığı gün, Borusan Senfoni’nin dün verdiği konserin eleştrisinin bugün bir kaç gazetede çıktığı ve okunduğu gün, bu ülke, bu yalnız ve güzel topraklar, kendisini boğazına geçirilmiş yağlı bir kement gibi sıkan bu garabetten kurtulacaktır.

Okuduğunuz için teşekkürler.

Dostlukla,

Utku

*** : Bu ülkenin 1 fotoğraf koleksiyoneri var. 1950′lerde her gazetenin tiyatro eleştirmeni vardı, şimdi hiç yok. Yine aynı yıllarda Türkiye’de her klasik müzik konserinden sonra en az üç nitelikli, bilgi verici eleştri okumak mümkündü, gazetelerde.

{ 6 comments }