fotoğraf

Fotoğraf Sanatçısı Kime Denir?

by utku on 13 Aralık 2010 · 2 comments

in Blog

Andreas Gursky, Bahreyn I

Değerli usta Ara Güler’in fikir babalığını yaptığı fotoğraf sanat mıdır, değil midir konusu fotoğraf tartışmalarımızın köşe taşlarından biridir. Ancak bu tartışmayı bir ön kabul ile arkanızda bırakabilirseniz, konuya başka bir açıdan yaklasmak mümkün olabilir.

Galerinin ortasına pisuvar koymanın sanat sayıldığı, insanların dijital enstalasyonlarla birbirlerini anlayıp anlamlandirdigi gunümüzde fotograf, sanat üretimi için kullanılabilecek en önemli dillerden biri haline geldi.

Bununla birlikte gezegenin görsel imgeleminin neredeyse tamamını kendi başına üretiyor olması, insanların görme biçimlerini değiştirmesi ve bunu pazarlamadan tutun da antropolojiye kadar her alanda kullanıma açması fotografı bugün en çok kullandığımız “dil” yapıyor.

Tüm bu kaosun ortasında fotograf dilini bir sanat üretimi için kullanacaksanız işiniz bir kat daha zorlaşıyor. Çünkü fotograf, gerek dijital teknolojinin getirdiği kolaylıklar, gerekse de üretim için gerekli teknik bilginin avamlaşması nedeniyle giriş bariyerleri çok düşük bir üretim alanı.

Haliyle, eline makine alan herkes ucuz ve kısa yoldan “sanatçı” olabiliyor, hemen üretime başlayabiliyor.

Oysa bundan daha net ve açık tanımlamalara ihtiyaç var kendi fotograf dünyamız için, fotoğraf sanatçısı kime denir, bunun yanıtının belki de yeniden verilebilmesi gerekli.

Dolayısıyla, diğer alanlarda daha muğlak olan sanat/sanat değil ayrımının fotoğrafta daha keskin çizgilerle yapılabilmesi; avamlığın fotoğraftan beslenmesinin önünü tıkar belki de..

Fotoğraf sanatçısı kimdir?

Sağduyu sahipleri, bu sorunun yanıtını fotoğraf ile sanat üreten kimse olarak verebilir. Peki fotoğraf ile sanat nasıl üretilir? Üretilir mi?

Tüm dünyada üretilen fotoğraf biçimleri, Andreas Gursky’den David LaChapelle’e, veya Hiroshi Sugimoto’dan Miroslav Tichy’e kadar bize ikinci sorunun yanıtını bütün çıplaklığı ile veriyor. Evet, üretilir.

Hiroshi Sugimoto, Seascapes, Jamaica, 1980

Ancak fotoğrafın sanat olabilmesi için, makinenin arkasındakinin sanatçı olması lazımdır!

Bu nasıl oluyor? İlk olarak, kişinin çevresindeki belirli olaylardan etkilenerek bir dışavurum, kendini ifade ihtiyacı duyması gerekir. Sanat bir ifade aracı ise eğer, ifadeyi oluşturacak kültürel yapının da yerli yerinde olması beklenir. Kültürel yapı bütün pozitif bilimlerde görüldüğü gibi üzere bir felsefesi olan, belirli bir bilgi birikimini imbikten geçirerek süzmüş ve hazmetmiş bir algının ortaya çıkması ile olur.

Bütün sanat yapıtları gibi, bu ifade eylemi de bir kültüre dayanmalıdır. Kültürsüz fotoğraf sanatçısı, bir anlamda müzikten anlamayan şarkıcı gibi olmaktadır…Ülkemizde bu örneklerden bol miktarda görüyoruz zaten.

Tüm bunların üstüne, üretiminde biçimsel bir özgünlük geliştirebilmesi için kendinden öncekilerin (mümkünse kendi topraklarından çıkan) eserlerinin üstüne bir şeyler koyabilecek bir öznel ifade tarzının sanatçı tarafından oluşturulabilmesi gerekir. Sanatçı bu ifade tarzını önce ortaya koyacak, sonra bunu geliştirecektir.

Yani, fotoğraf sanatını uğraşı alanı edinmek isteyen kişinin sıradan bir hobinin ötesinde oturmuş ve canlı bir kültürel altyapıya yaslanması, kendi alanı öncelikli olmak üzere sanat tarihi bilmesi, modern zamanları takip ederek dünyada olup bitenden haberdar olması gerekiyor galiba… Bunun üzerine, bir felsefeye yaslanan özgün bir ifade tarzı eklenirse, kişi sanatçı, ürün de sanat olacaktır.

Tüm bu çabalar, Umberto Eco’nun deyişi ile halen insanoğlunun bilgi edinmek için bildiği en iyi yol olan basılı ürünlerde, yani kitaplarda, sergilerde ve yeni çağa bir selam vermek için DVD’ler ile o konuya özel web sitelerinde kristalize olmalıdır.

Bu işin daha kolay bir yolu yoktur. Örneğin, fotoğraf sitelerinde günün büdüsü seçilmek, milyonlarca fotoğrafın dolaşıma girdiği internette 15 dakikalığına ünlü olmak (bkz.Andy Warhol özdeyişleri) veya bilmem nereden kazanılan (ve de seneye başkasının kazanacağı) ödüller değil , sonunda bıraktığınız kalıcı eserler isminizi yaşatacaktır.

Sanatçı, hangi dalda üretim yaparsa yapsın, gelenek ile yenilik, statüko ile devrim diyalektiğinde taraftır. Gerektiğinde geleneği yıkmasını ve statükonun üzerine basıp geçmesini bilmelidir.. İnsanlık tarihindeki tüm ilerlemeler bu şekilde olmuştur.

Okuduğunuz için teşekkürler…

Utku

{ 2 comments }

Bu T-Shirt Her Eve Lazım!

by Utku Kaynar on 22 Temmuz 2010 · 0 comments

in Blog

© 2010 David Burnett, Contact Press Images

Tercümesi :

Hayır, sen bir fotoğrafçı değilsin, sadece fotoğraf makinan var.

{ 0 comments }

Jane Evelyn Atwood ile Dört Gün

by Utku Kaynar on 11 Kasım 2009 · 0 comments

in Blog

Jane Evelyn Atwood - Photo: Gueorgui Pinkhassov

Jane Evelyn Atwood - Photo: Gueorgui Pinkhassov

Eugene Smith ödülü sahibi, ünlü fotoğrafçı Jane Evelyn Atwood BUFSAD konuğu olarak 28 Ekim – 03 Kasım tarihleri arasında Türkiye’deydi. Bursa’da bir gösteri ve söyleşi yapan sanatçı, kayıt olan fotoğrafseverlerle dört gün süren Derinlemesine Foto-Röportaj isimli bir atölye çalışması da yaptı.

Jane Evelyn Atwood, BUFSAD Üyeleri ile

Jane Evelyn Atwood, BUFSAD Üyeleri ile

İşte Jane Evelyn Atwood’un gösterisinde izleyicilerle paylaştığı ipuçları :

  • Bir fotoğrafçının birinci sorumluluğu kendisine karşı dürüst olmaktır.
  • Fotoğraf çekerken en iyi sonuçlar, kendinizi projenize en çok adadığınızda gerçekleşir.
  • Fotoğraf bir görsel sanattır, ve hiç bir kural yoktur. Ancak açık olmalı ve bakmaya devam etmelisiniz.
  • Kurtulmanız gereken ilk şey, kuralların kendisidir. Hikayenizi önemseyin, o kendi kurallarını yaratacaktır.
  • Güncel haberlerin arkasında her zaman derin hikayeler vardır, peşinden gidin.
  • İyi bir fotoğraf yapmanın en kolay yolu, gerçekten ilginizi çeken bir konu seçmek ve onun içinde size gerçekten ilginç gelen bir anı yakalamaktır.
  • Kendinize iyi bir mentör (akıl hocası) bulun.

Gösteri ve aynı esnada yapılan söyleşide bizler, proje yapmak anlamındaki kararlığa dair önemli dersler aldık. Jane Atwood, aslında tam olarak “kaygılı fotoğrafçı” tanımına uyuyor. Dünyada kaygı duyduğu ve bu nedenle kendisini çeken konular var, bu konularda projeler üretip sonuna dek peşlerinden gidiyor. AIDS’li bir adamın son 4 ayını çekerken yeterince yakın fotoğraflar elde edemediği için, adamın yanına taşınmaya karar vermesi bunun güzel bir örneği. Ya da, hapishaneler projesini yaparken tecrit hissini yaşamak için fotoğraf çekimi yaptığı dönemlerde aynı hapishanedeki tecrit hücresinde yaşaması.

Jane Evelyn Atwood’un fotoğrafları ve projeleri için web sitesine buradan ulaşabilirsiniz.

Okuduğunuz için teşekkürler.

Dostlukla,

Utku

{ 0 comments }

Bir film bazen size yeni ufuklar açar. Bazen bir film, kendi içinde barındırdığı yeni olanaklar ile size yeni çağları müjdeler.

Bazen de bazı filmler sizi görmeye zorlar. Düşünmeye.

Fotoğrafçıların filmleri, bunlardandır.

İşte benim sevdiğim filmlerden bir seçki.

Baraka

Baraka

1. Baraka (Michael Fricke) : Sözlerin ötesinde bir başyapıt. Dünyaya bir güzelleme. Sözsüz, inanılmaz bir anlatım. Geçişler, kadrajlar, portreler, hepsi fotoğraf. Hele insanların ve büyükşehirlerin civcivlerle karşılaştırmalı anlatıldığı bölüm, süper.

Savaş Fotoğrafçısı, James Nachtwey

Savaş Fotoğrafçısı

2. Savaş Fotoğrafçısı (Christian Frei) : Ünlü savaş fotoğrafçısı James Nachtwey’in fotoğraf makinasına bağlı bir kamera ile, bir savaş fotoğrafçısının dünyası. Fotoğrafların etkileyiciliğini geçiyorum, sadece Nachtwey’in söyledikleri için bile defalarca izlenmeli.

Impassioned Eye

Impassioned Eye

3. Impassioned Eye (Heinz Butler) : Henri Cartier Bresson’un retrospektifinin peşinde, Bresson, Magnum çetesi, arkadaşları ile yapılmış bir Bresson güzellemesi. Mutlaka izlenesi.

Home

Home

4. Home (Yann Arthus-Bertrand)  : İddia ediyorum, dünyayı hiç böyle görmediniz! Ünlü hava fotoğrafçısı Yann Arthus Bertrand’ın üç yılda çektiği inanılmaz belgesel. Bu filmi bitirdikten sonra dünyaya aynı şekilde bakmayacaksınız.

Life Through A Lens

Life Through A Lens

5. Life Through A Lens (Annie Leibovitz) : Şimdilerde iflas tehlikesiyle karşı karşıya olan ünlü dergi fotoğrafçısı Annie Leibovitz’in nasıl çalıştığına tanık olun. Muhtemelen çoğumuzun gördüğü, “vaay, ne acayip portre” dediğimiz pek çok fotoğraf bu ustanın elinden çıkma. Sadece iki saatlik çekim için yüzbinlerce dolarlık set, ekipman, makyaj, asistanlar, sanat yönetmenleri, ekipler… Çok ilginç bulacaksınız.

Contacts, Vol.1

Contacts, Vol.1

6. Contacts, Vol.1 : Fotoğrafın en büyük ustalarının kontak baskılarını kendi dillerinden anlatan, “şu fotoğrafı neden seçtim” sorusunun cevabını ustaya verdirten seri. Birinci bölümünde Henri Cartier Bresson, Josef Koudelka, William Klein, Elliott Erwitt gibi devler var. Mutlaka izlenesi.

Looking Back at You

Looking Back at You

7. Looking Back at You (Sebastiao Salgado) : Salgado’nun Workers (İşçiler) kitabının hemen ardından yayınlanmış bu film İşçiler’in arka planına odaklanıyor. Bunu yaparken, Salgado’yu bilfiil çekim yaparken de görebiliyoruz.

{ 9 comments }

Bildiğimiz Fotoğrafın Sonu…

by Utku Kaynar on 07 Ekim 2009 · 2 comments

in Blog

Fotoğraf bugün bizim anladığımız, bildiğimiz anlamda fotoğraf olduysa bunda kitlelere görsel haberlerin ulaşmasını sağlayan fotojurnalizm disiplininin, bir başka deyişle Capa’lar, Bresson’lar, Smith’ler tarafından geliştirilen foto-röportaj geleneğinin büyük etkisi var.

Ancak bunların hepsi artık değişiyor. Çünkü internet var.

Artık gazeteler, basılı yayın taraflarını kapatıp tamamen internet haberciliğine yöneliyorlar. Artık internet, bizim gerçek anlamda haber alma mecramız olmaya başladı.

Bunun nasıl sonuçları olacak ?

David Campbell, “Revolutions in the Media Economy” isimli dört bölümlük yazısında teknolojideki yeni gelişmelerin medya ekonomisini nasıl etkileyeceğini sorgulamakta. Yazı ve içindeki bağlantıları özellikle öneriyorum.

Fotoğrafın, özellikle de 20.YY’da çok önemli yer tutan fotojurnalizmin geleceğini, internet, sosyal ağlar ve hareketli görüntünün nasıl bir arada kullanıldığı belirleyecek.

Sebastiao Salgado, Amazonas Images web sitesinde çektiği fotoğrafları projenin bitiminden 4 yıl önce paylaşmaya başladı bile. Aynı sitede, Video’lar kısmından Salgado’nun halen ilkel halde yaşayan yerli halklar arasında nasıl yaşadığını ve çekimler yaptığını da görebiliyorsunuz.

New York Times, dünyanın en prestijli yayın organlarından biri, 2008 Ekim ayında “Ölen Bir Disiplin İçin Ağıt” isimli bir makale yayınladı. Makalede, aynı tarihlerde Perpignan’da yapılan Visa Pour l’Image festivaline de damgasını vuran Gamma fotoğraf ajansının yaşadığı kriz gündemdeydi.

Bugün, uluslararası fotojurnalizmin ağababaları sayılabilecek fotoğraf ajanslarının tamamı, aynı zamanda bu ajanslara iş sağlayan dergiler de dahil olmak üzere eskinden ödenen ücretlerin geçerli olamayacağını, artık başka “iş modellerinin” geçerli olması gerektiğini belirtiyorlar.

Neden?

Time, Yeni Cimrilik Hareketi Sayısı, 17 Nisan 2009

Time, Yeni Cimrilik Hareketi Sayısı, 17 Nisan 2009

Time dergisinin 17 Nisan 2009′da yayınlanan sayısının kapak fotoğrafı, iStockPhoto üzerinden 30$’a satın alındı. Dergi 3.4 milyon adet basılmıştı.

Eskiden, Time dergisinin dünya baskısında kapakta çıkacak bir fotoğraf için fotoğrafçıya rahatlıkla 10,000 USD ödenebilirdi. Yalnızca herhangi bir ülkenin yerel baskısında kullanılacak fotoğraflar için 500USD çok ucuz bir meblağ sayılmaktaydı.

Artık Amerika’da gazeteler, dergiler kadrolu muhabirler yerine serbest çalışan (freelance – ve dolayısıyla daha ucuz) isimlerle çalışmaya başladılar.

Geçtiğimiz haftalarda, İtalya’nın en büyük fotoğraf ajanslarından biri olan Grazia Neri faaliyetini durdurma kararı verdi.  Ajans 40 yıldır hizmet veriyordu ve İtalya’nın en ileri gazetecilik okullarından biri olarak bilinir.

Şimdi bütün foto-muhabirliği, fotojurnalizm, belgesel fotoğraf camiası bunu tartışıyor :

Bildiğimiz fotoğrafın sonu geldi mi?

Teknolojideki gelişmelere bir bakın : Artık cebinize sığan boyutlarda fotoğraf makineleri True HD (1980x1020p) video çekimi ve ses kaydı yapabiliyorlar. Canon EOS 5D Mark II, küçük sensörlü video kameralar tarafından yaklaşılamayacak çözünürlük (21.1 MP) ve aynı nedene dayanan alan derinliği özellikleri ile pek çok video kameranın yapamayacağı kalitede hareketli görüntü kaydını bir fotoğraf makinesi içine sığdırdı.

Bu, fotoğraf makineleri ile video kameralar arasındaki yüz yıllık duvarın yıkılması demek.

Eğer isterseniz, Mark II’ye ses kaydı için stereo mikrofon da takabiliyorsunuz, hot shoe girişinden.

BUFSAD Belgesel Atölyesi, artık çekime götürdüğü ve 11 MP Raw çekebilen ancak cebe sığan G10 veya G11′lerle video ve ses kaydı yapıyor.

Peki sonuçlardan ne haber ?

Ben söyleyeyim : Artık giderek daha az insan kitap okuyor veya sergilere gidiyor. Artık basılı fotoğrafın önemi (bu içimizi acıtsa da) giderek daha azalıyor ve internet, insanların bilgi alma mecrası olarak daha fazla ön plana çıkmakta.

Marshall McLuhan, “Understanding Media, The Extensions of Man” isimli 1964 tarihli kitabında iletişim konseptini temelden değiştirecek bir kavram ortaya attı : The Medium is the Message, yani mesajın iletildiği ortam, mesajın ta kendisidir!

Çünkü, mesajın iletildiği ortam (televizyon, basılı yayın, internet vb.) mesajın nasıl algılandığını doğrudan etkileyecektir.

Internette gördüğünüz fotoğraflarla basılı yayınlarda gördüğünüz fotoğraflara verdiğiniz tepkileri bir düşünün.

Medium is the message, kitabın basımından 45 yıl sonra ve belki de en çok bugün doğrudur!

Internet, belgesel fotoğrafın temel taşlarını yerinden oynattığı için artık multimedia journalism (çoklu ortam gazeteciliği) veya hem video hem de sabit görüntüyü birleştiren görsel gazetecilik (visual journalism) gibi kavramlarla karşılaşıyoruz.

Şimdi hepimizi korkutan şeyi söyleyelim : Basılı gazetelerin sonu, artık yakın. Bu nedenle hurriyet.com.tr’de WebTV gibi uygulamalar görmeye başladınız. Ancak, Leo Hsu’nun Foto8‘de çıkan “Gazetelerin Sonu” yazısından hareketle, gazeteler, gazetelerin finansal gücünden kaynaklanan etik standartlar (uluslararası medyadan bahsediyorum) olmaksızın, fotoğrafların doğruyu söylediğinden nasıl emin olacağız?

Fotoğraf Yeni Gelişmelerden Nasıl Dersler Çıkartabilir

Kısaca söylemek gerekiyorsa, internet fotoğrafçılar için artık sadece bir vitrin olma özelliğini, fotoğrafçının diğer mecralarda ürettiği işlere ilgi çeken bir araç olma özelliğini yitiriyor, ve onun yerine çok daha güçlü bir konum koyuyor : Fotoğrafçının ana iletişim alanı.

  • Fotoğrafçılar artık internette varolmak zorunda.
  • Internette varolmak, özellikle belgesel / fotojurnalistik disiplin için multimedya kullanılan hikayeler üretmek demek. (Unutmayalım, medium is the message)
  • Bu da fotoğrafçıların artık sadece fotoğrafla değil ses kaydı, video ve fotoğrafı aynı ortamda birleştirmesi anlamına geliyor.
  • Fotoğrafçının elinde fotoğraftan gayrı bu denli zengin kaynağın olması, fotoğrafçıya hikayenin anlatımı noktasında daha geniş bir kontrol verecek.
  • Görsel hikayelerin anlamı doğrudan kontrol edilemese de, hikaye bir anlatım yoluyla yönetilebilir hale gelecek.
  • Tüm bunlar, geleneksel medyayı izlemeyen genç nüfusun internet yoluyla daha fazla paylaşmasına olanak sağlayacak.
  • Sosyal ağlar üzerinden paylaşım, geleneksel medyanın yayılma metodlarından çok daha etkili.

Geleceğin Hikayeleri

Ünlü fotoğraf editörü Fred Ritchin,  “Yeni bir Görsel Gazetecilik” başlıklı yazısında, foto-gazeteciliğin daha geniş bir konsepte evrim geçirdiğini yazıyor. Bu evrim, video, ses, metin, röportajlar, hatta cep telefonları, sıralı düzenleme (sequential editing) ile şekillenecek. Lineer olmayan (linkler ve hipertext ile genişlemiş) hikaye formatları bizlerin çok daha yaratıcı olmasını gerektirecek.

Tüm bunlar, bizlerin fotoğrafın yeni çağında olduğumuz durumu, aynen Dagerotip fotoğrafçılarının o dönemki fotoğrafın başlangıcında olduğu duruma benzetiyor.

Henüz çok az şey biliyoruz ve keşfedecek çok şey var.

Bu çerçevede, izlediğim MediaStorm, Interactive Narratives gibi sitelerde gördüklerime dayanarak söylemek istiyorum. Fotoğrafı sadece yarışmalar veya eşe dosta göstermek için değil, hikayeler anlatmak için de kullananlar :

Uyanın! Bildiğimiz anlamda fotoğraf öldü, ve önümüzde keşfedecek yeni topraklar var.

Bu konuda düşünen herkesi bu yazının sonundaki yorum bölümünde düşüncelerini paylaşmaya davet ediyorum.

{ 2 comments }

Sanatçısına Sahip Çıkan Ülke Olmak…

by Utku Kaynar on 22 Eylül 2009 · 6 comments

in Blog

yıldız kenter23.09.09 tarihli düzeltme: Yıldız Kenter, 23.09.09 tarihli Hürriyet gazetesine verdiği demeçte aşağıdaki haberi yalanlamıştır. Konuyla ilgili orjinal habere buradan, Kenter’in Hürriyet’e verdiği demece de buradan ulaşabilirsiniz. Bu yalanlama, aşağıdaki yazının iddia ettiği gibi Türkiye’de sanatçıya kıymet verildiğinin bir göstergesi sayılamasa da, haberi okuyunca acıyan içimize bir su serpmiştir. Bu çerçevede ilgili iki haberi ve aşağıdaki yazının içeriğini bu site okurlarının özgür yargısına sunuyorum.

Dostlukla,

Utku

******************

Bu yazı, bu sitede okumaya alışık olduğunuz türden bir yazı değil. Nasıl yapmalı, ekipman vb. içermiyor. Ama daha derin bir sorunumuz var bizim, daha köklü bir yaramız. Öncelikle şu iki alıntıyı okumanızı rica ediyorum:

Nezih Tavlaş – Ara Güler söyleşisinden…

A.G. : Şimdi ne var biliyor musun, bir birikim var bende… O birikim yani arşivi doldurmuşum bilmem ne… Onları kitap halinde çıkarmak en mühimi. Unutma Afrodisias’ı 50 sene evvel çekmişim abi 1958′de, daha başka şeyler de var sırada…

N.T. Bu sizi çok mutlu etti değil mi?

A.G. : Etti de şimdi neticesi ne olacak? Mesela kocaman kitap yapıyorsun, alacağın para bir halt değil. Şu kitaba kaç para alırsın? Adam bir reklam filminde oynuyor -bir takım kıçı kırık artistler var ortada, onların aldıkları paralar hakkında bilgin var mı?

N.T. Var. İnanılmaz rakamlar.

A.G. : Eee nedir? Ne biçim memleket burası be!

Ara Güler – FotoMuhabiri Kitabından alıntı

Bu da 21.09.2009 tarihli Sabah gazetesinden :

Parasız kaldım, yıkıldım
Yıldız Kenter, “Parasız kaldım” dedi! Bebek’te sabah yürüyüşü yaparken GÜNAYDIN’ın görüntülediği ünlü oyuncu, “67 yaşını geçtiğim için konservatuvardan aldığım maaşı kestiler. Bankaya gittiğimde ‘Size para yok’ dedikleri an yıkıldım. Parasız kaldım! Parasız kalan insanlar ne hissederse, onu hissettim. Şu an 600 lira emekli maaşıyla geçinmeye çalışıyorum” dedi.

Yaşlılara ‘öl’ deniyor
Kriz nedeniyle, sahibi olduğu tiyatronun iş yapmadığını, dolayısıyla belirli bir gelirinin de olmadığını, yaşamak için özel ders verdiğini söyleyen Kenter, isyan etti: “Bu ülkede yaşlı insanlara bakış açısı üzücü. Türkiye’de ‘Yeter yahu, artık öl’ gibi bir tavır sergileniyor. Şimdi ben aynı tavrı yaşıyor ve hissediyorum.”

Sabah, 21.09.2009

Ara Usta’nın sorusunu tekrarlayalım. Ne biçim memleket burası be!

Bu sorunun yanıtını kendi kendinize vermek için şunu da hatırlayın:

Henri Cartier-Bresson 1999 yılındaki Avrupalılar sergisi için Istanbul’a davet edildiğinde Fransa’nın kendisinin “milli hazine” olması dolayısıyla seyahatine izin vermediği yolunda (o tarihte 90 yaşındaydı) bir şehir efsanesi bulunmaktadır.

Fikirlerimizi netleştirmek için aşağıdaki soruları soralım:

1. Bu ülkede yazı, şiir, hülasa kitap yazmış ve bundan hayatını idame ettirmiş kaç kişi tanıyorsunuz?

2. Bu ülkede fotoğraf çekmiş, resim yapmış, heykellere can vermiş, koreografi ile insan vücudunu dil olarak kullanmış ama kendisine bahşedilen bu yeteneğin karşılığını hayatta da alabilen kaç kişi var?

3. Bu ülkenin nüfusu kaç kişi?

4. Bu ülkede Yazarlar Birliği/Sendikalarına, Sanatçı Meslek Örgütlerine,  Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonuna, vb. üye olmuş insan sayısı kaç? Ben söyleyeyim, 15.000, o da fazla fazla sayarsanız!

Tüm bunlar olurken, mesela herhangi bir mesleği, kabiliyeti, meşgalesi filan olmadığı halde sırf açılış ve tanıtımlarda görünmek için (ünlü olduğu için) para alan kaç kişi var bu ülkede?

Bu ülkede fotoğraf, sadece fotoğraf sergileyen kaç galeri var? Bu galeriler sergiledikleri eserlerin ne kadarını satabiliyorlar?

Bu ülkede kaç fotoğraf koleksiyoneri var? 1950′lerde kaç tiyatro eleştirmeni vardı günlük gazetelerde, şimdi kaç tane? Aynı yıllarda kaç klasik müzik eleştirmeni vardı, şimdi kaç tane var?(*** Yanıtlar için yazının sonuna bakınız)

Sayılar size doğruyu söyleyecek.

Yıldız Kenter gibi bir devin, bir yaşayan çınarın sırf belli bir yaşı geçti diye üretimden, eğitimden men edilmesi bir ülkenin yaşayabileceği en büyük ayıplardandır. Hasbelkader, Istanbul yerel ve idari yönetimlerinin büyük hataları sonucunda böyle bir işsizliğe düşse dahi, Anadolu kentlerinin “aman hocam biz konservatuar kurmak isteriz”, “aman hocam bizim ilimize devlet tiyatrosu” vb. diye kapısında yatması, şehirlerin altın anahtarlarının verilmesi gerekecek kadar büyük bir çınardır Yıldız Kenter.

Sanatçısına sahip çıkmayan ülkeler, eninde sonunda günübirlik eğlencelere, Var mısın Yok musun yarışmalarına, insanların emek vermeden kazanmalarına ve/veya emek verdikleri halde kazanamamalarına, mesleksiz ünlülere ve meslekli, yetenekli ancak ünsüzlere, vasat, bayağı bir güzellik anlayışına ve bu anlayışa yön veren, Meriç’in 100 km. batısında “bilirkişi”liklerinin esamesi okunmayan “bir bilen”lere mahkumdur.

Kabul edelim, 75 milyonluk nüfusuna, bunun yarısının 35 yaşın altında olmasına dayanan muazzam potansiyeline karşın bu ülkede sanatın ve sanatçının kıymeti yoktur.

Bu ülkede herhangi bir sanatın duayenlerinin 67 yaşına geldiği için maaşlarının kesildiği değil, ömür boyu başarı ve memlekete katkıları nedeniyle heykellerinin dikildiği gün, 1958′den bu yana yaptığı röportajların kitaplarının basımı için yayınevlerinin rekabete girdiği gün, gazetelerde tiyatro oyunlarının haberlerinin oyunun içindeki bir kaç dakikalık sevişme/öpüşme sahnesi ile sınırlı kalmadığı gün, Borusan Senfoni’nin dün verdiği konserin eleştrisinin bugün bir kaç gazetede çıktığı ve okunduğu gün, bu ülke, bu yalnız ve güzel topraklar, kendisini boğazına geçirilmiş yağlı bir kement gibi sıkan bu garabetten kurtulacaktır.

Okuduğunuz için teşekkürler.

Dostlukla,

Utku

*** : Bu ülkenin 1 fotoğraf koleksiyoneri var. 1950′lerde her gazetenin tiyatro eleştirmeni vardı, şimdi hiç yok. Yine aynı yıllarda Türkiye’de her klasik müzik konserinden sonra en az üç nitelikli, bilgi verici eleştri okumak mümkündü, gazetelerde.

{ 6 comments }

Bir anlatım dili olarak fotoğraf…(1)

by Utku Kaynar on 01 Eylül 2009 · 8 comments

in Blog

Cabbarca adını hiç duydunuz mu?

Cabbarca, Hint ve doğu kültüründe bol miktarda kullanılan, zihin boşaltma amaçlı meditasyonun adıdır. Cabbar adında bir sufi tarafından icat edildiği söylenir, ve şöyle yapılır : Kişi, istemsiz hareketler ve bilmediği bir dilde içinden nasıl geliyorsa konuşarak zihnini boşaltır. Deneyin, bilmediğiniz bir dilde yarım saat filan yüksek sesle birşeyler uydurmayı, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Zihin kelimelere takılmadığı için yavaş yavaş boşalır ve gevşer.

Ancak taktir edersiniz ki, karşıdaki hiç kimse bir şey anlamaz. Çünkü onların bildiği dilde konuşmamışsınızdır.

Aynı şey fotoğraf için de geçerli. Eğer siz kendi konuştuğunuz dili bilmiyorsanız, fotoğrafta da büyük mesafe almanız çok zor olacaktır.

Fotoğraf bir dildir, ve her dil gibi farklı amaçlar için kullanılabilir. Açık, bilgi verici anlatım yapılabilir, veya kapalı, soyut anlatım tercih edilebilir. Aynı yazılı dil gibi, metin, haber, düzyazı, gazete yazısı, veya şiir, öykü, destan yazılabilir fotoğraflarla.

Nazım Hikmet’in, Edip Cansever’in şiirleri ile gazetede okuduğunuz bir haberi düşünün.

İkisi de Türkçe’dir. Çünkü Türkçe bir dildir. Fotoğraf ta öyle.

Fotoğrafta da, aynı Türkçe gibi, anlamlı yapılar oluşturabilmeniz için karşınızdaki sahneyi betimleyen belirli öğeleri, sonundaki anlama katkıda bulunacak şekilde kullanmanız gerekir. Bunlar o dilin öğeleridir, sonunda ortaya çıkacak yapılar bunların kullanımına göre şekillenecektir.

Bu nedenle fotoğraf sadece teknikten ibaret bir zanaat değil, bir sanattır.

Bu yazıda, fotoğrafı bir dil yapan öğelerden bahsetmek istiyorum. Bu blogun bütün yazıları gibi bu yazı da tümüyle tartışmaya açıktır ve bunun için yazılmaktadır. Bu yazının sonundaki yorum bölümüne yorum yaparsanız, şanınız yürür. (Teşekkürler Murat Eren)

Öncelikle içerdiği insan faktörü bakımından fotoğraf türlerinden bahsedelim.

Bilgi İçeriği Bakımından Fotoğraf Türleri

Fotoğrafçılar görsel bileşenler çerçevesinde düşünmeye başladıkları zaman, fotoğraf sadece bilgi verici olmaktan çıkar. Bu yazının ikinci kısmında göreceğiniz fotoğraf bileşenlerini, aşağıdaki fotoğraf türlerinin içinde ne kadar kullanırsanız fotoğrafınız o denli anlatım kazanacaktır.

Enformasyonel (Informative) Fotoğraf

Enformasyonel fotoğraf, bir olayın salt kaydından birazcık daha fazlasıdır. Konuyla ilgili sadece bilgi verir, başka herhangi bir şey söylemez. Biz şu zamanda şuradaydık kabilinden, hatıra fotoğrafları bu tanımın içine girer. Önemli olan şudur, fotoğraf ışık kalitesine özen, giriş/ilgi noktası vb. içermemektedir.

konuşma sırasında

(1)

(2)

(1) Yukarıdaki Arnold Schwarzenegger fotoğrafına dikkat ederseniz, bu fotoğraf enformasyonel fotoğrafa güzel bir örnektir.

(2) Fotoğrafta, sıcak bir karşılaşmanın haricinde herhangi bir bilgi alamamaktayız.

Pasif Anlatımlı (Passive) Fotoğraf

Bu fotoğraflar, herhangi bir olay veya durum nedeniyle, esas gayesi yayınlanmak ve/veya paylaşılmak üzere fotoğrafının çekilmesi olan insanları yansıtır. Sınırlamalarına rağmen, bir hikayeyi anlatmak için bazen en iyi çözüm pasif fotoğraflardır. Fotoğrafın konusu olan kişilerin başına gelmiş olan olay sona ermiştir, ve fotoğrafçı bu olayın etkilerini de konu edinebilecek çevresel portreyi çekme şansını en çok bu durumlarda yakalar. Bu da, pasif fotoğrafların en uygun kullanımı olarak karşımıza çıkar.

(3)

(3)

(3) : Bazen, bir hikayeyi anlatmak için en iyi çözümler pasif fotoğraflardan gelir. Görüldüğü gibi, çocukluk düşleri iç savaş ile kaybolmuş bir Angola’lı çocuğun fotoğrafı, bütün hikayeyi anlatabilir.

Aktif Anlatımlı Fotoğraf

Bu tip fotoğraflar, gerçek insanları gerçek olayların içinde gösterir. Olayı hikayenin içinde oluşurken çektiği için bir fotoğrafçı açısından pasif fotoğraflara nazaran daha fazla tercih edilebilir, zira bir nevi belgesel/gazetecilik karışımı yaratmaktadır.

(4) İran'da seçimler sonrasında bir gösterici

(4) İran'da seçimler sonrasında bir gösterici

(4) : Bu fotoğrafta oyu için sokakta gösteri yapan bir kadın göstericinin duygusal durumu da yansıtılmaktadır. Eğer fotoğraf gösteriden sonra çekilse idi, çevresel bir portreden öteye geçemeyecek ve istenilen etkiyi uyandırmayacaktı.

[Devamı için tıklayınız]

{ 8 comments }