Fotoğraf Sanatı

Sık sık değil, sürekli…

Önce Altan Bal’dan, sonra Merih Akoğul’dan duydum bunu. Ancak kafama Malcolm Gladwell‘in Outliers (Çizgi Dışındakiler) kitabını okuyunca dank etti.

Tiger Woods, 3 Yaşında

Tiger Woods’un dünyanın en iyi golf oyuncusu olma nedenini, Beatles’ı Beatles yapan şeyi, Koudelka’yı özel kılanın ne olduğunu o zaman anladım.

Geleneksel inanış şudur : Bir alanda dünyanın en iyisi olabilmiş isimler doğuştan yeteneklidir ve bu özellikleri kendilerine her kapıyı açmaktadır. Şanslıdır da bu insanlar. Bizden zaten farklı, hatta deha oldukları için zaten başka bir gezegende yaşamaktadırlar, yapacak ta bir şey yoktur.

Siz de böyle mi biliyorsunuz? Tekrar düşünün.

Burada bulabileceğiniz bir araştırmada İngiliz araştırmacılar Howe, Davidson ve Sloboda üstün performansın doğuştan yetenek ile ilgili olmadığını ortaya koydular. Benzeri bulgular Ericsson’un 1993 tarihli araştırmasında da tekrarlanıyor.

Üzgünüm Tyler, ama doğuştan milyoner bir golf dehası olarak doğmadın. Sen de Bill (Gates). Sizi mükemmel yapan, sonradan üzerine koyduğunuz sıkı çalışma dolu saatlerdi.

Ne mutlu ki, artık bu saatlerin sayısının aşağı yukarı belirli bir minimum miktarı var.

Bir alanda 10,000 saat (kabaca on yıla denk) biliçli çalışma yapmayan bireylerin dünya standartlarında performans gösterme şansları yok.

The Beatles

Örnek mi? Bobby Fischer, büyük satranç ustası, “Büyük Usta” olduğunda 16 yaşındaydı ve 9 yıldır satranç oynuyordu. Beatles, Liverpool’lu dört genç tarafından kuruldular, ancak ilk plaklarını yapmadan önce 5 yaz boyunca Hamburg’a gidip sürekli olarak barlarda çaldılar ve sahne pratiği yaptılar. Bir sahne şovları yaklaşık 6-7 saat sürüyordu ve ertesi gün yeniden başlıyorlardı.(Gladwell, Outliers)

Dolayısıyla mükemmellik kimseye tanrılar tarafından bahşedilmiyor, ancak ve ancak çok çalışma ile geliyor.

Ama nasıl çalışma ? Pek çok golf meraklısı, bir kova topa sürekli olarak vuruş yapmanın iyi bir çalışma olduğunu düşünür. Tekrar düşünmeliler.

Bilinçli çalışma, 8 numaralı sopayla 300 defa vuruş yaparak topu atışların 80%’inde deliğe en fazla 20 ft mesafede bırakmaya çalışmak demektir.

Bunu fotoğraf için tercüme edin.

Josef Koudelka

Koudelka, sabahları kahvaltıdan önce sadece görme egzersizi yapmak için üç makara film bitirdiğini anlatır. Merak ediyorsanız bu kitapta yazıyor. Sonra kahvaltı eder, uyku tulumunu toplar, yarın nerede yatacağını bilmeden 12-13 saat boyunca fotoğraf çeker. Evsiz, yurtsuzdur Koudelka ve bunu fotoğraflarında bir güç olarak kullanır. O kadar ki, Ara Güler’in evine geldiğinde yatak yerine yerde yatmayı tercih etmiş, nedenini soran Güler’e “Bu beden 16 saat dik durup fotoğraf çeker, 8 saat düz yerde yatması lazım” yanıtını vermiştir!

Eklemeden olmaz, süreklilik hayati derecede önemlidir. Pek çok alanda üstün performans gösteren sanatçılar, sporcular her gün (haftasonları dahil) pratik yaparlar. 20 Yıllık keman sanatçıları arasında konservatuar eğitmenleri tarafından değerlendirilen en iyi grubun 10,000 saat pratiği bulunmaktadır. Daha fazla bilinçli çalışma daha iyi performans, tonlarca bilinçli çalışma mükemmel performans demektir.

Evet, elbette 1.90 boyundaki birisi balet, 1,50 boyundaki biri de NBA oyuncusu olamaz, ancak bu sınırlamalarla ilgili düşüncelerimizi etkilememeli. Ericsson’un belirttiği gibi, çoğu satranç oyuncusunun IQ seviyesi 90 civarındadır.

Michael Jordan lise basketbol takımından kötü oynadığı için çıkartılmıştır. Ancak hepimizin bildiği üzere, Chicago Bulls’un öldürücü antrenmanlarına ilaveten her gün 4 saat te kendi kendisine çalışmaktadır, üstelik kariyerinin zirvesindeyken!

Tiger Woods golfe 18 aylıkken başlatıldığı ve sürekli bilinçli çalıştırıldığı için 18 yaşında ilk Amerika Açık turnuvasını kazandığında koltuğunun altında 15 yıllık tecrübe bulunmaktadır.

Bunun fotoğrafla ne ilgisi var dediğinizi duyar gibiyim. Fotoğraflarınız daha iyi olsun istiyorsanız, yukarıdaki türden bir bilinci geliştirmek ve rastgele deklanşöre basmak yerine bilinçli çalışmayı zihninize yerleştirmek zorundasınız. Bu aşağı yukarı şu demektir :

  • Konunuzu belirleyin
  • Performans kriterlerinizi belirleyin
  • Kendinize ölçülebilir çalışma hedefleri koyun (bu kadar zaman ayıracağım)
  • Görsel imgelem gücünüzü sürekli geliştirmek için alıştırmalar yapın (görme egzersizleri, vizörden bakmak, alıştırma fotoğrafları)
  • İyi portfolyoları bulun ve bu işler üzerine çokça düşünün

Burada bir alıştırmalar bütününden bahsetmiyorum, bütünüyle farklı bir yaklaşımdan ve zihinsel durumdan söz ediyorum.

Veya bütün bunların hiçbirini yapmayıp başkalarının neden daha iyi, daha farklı, daha üstün olduğunu merak etmeye devam edin.

Sık sık değil, sürekli….

{ 1 comment }

Merih Akogul

Fotoğraf ve sanat üzerine yapılagelmiş en güzel söyleşilerden biri. Kesinlikle önerilir, ara sıra tekrar tekrar dönüp okumak için. Ben yapıyorum, size de tavsiye ederim.

Minik bir alıntı nakledeyim :

UFO’ları şiddetle reddeden ama meleklere inanan, paraya tapan ama şiirden nefret eden, internetteki her şeyi koşulsuz kabul eden ama evine son kitabı iki üç yıl önce alan insanların efendileşti(rildi)ği totaliter bir rejime doğru gidiyoruz.

Daha önce okumadıysanız, mutlaka okuyun.

http://www.fotoritim.com/yazi/merih-akogul-ile-edebiyata-sanata-ve-fotografa-dair

{ 0 comments }

Altan Bal (Fotoğraf : Fototrek.com)

Bu sitede bazen çok sevdiğim, fotoğraf üzerine söyleyecek sözü olan yazarları da tavsiye edeceğim. Sevgili Altan Bal da onlardan biri.

Fotoğraf Çekmeye Yeni Başlayanlar İçin Rehber: Fotoğraflarınızın Kelimenin Tam Anlamıyla Sıradan Olması için Yapmanız Gerekenler, fotoğrafa yeni başlayanlarca mutlaka okunması gereken bir rehber. Okuyun, fotoğraflarınız neden sıradan anlayacaksınız. Yazılanları harfiyen yapmanıza rağmen sıradan değillerse, Altan’ın yanısıra beni de bulun, bana da anlatın.

Bu nefis taşlamaya ilave olarak, Şule Tüzül’ün belgeselfotograf.com için Altan Bal ile yaptığı röportajı da kesinlikle okumalısınız. Oldukça uzun, ama bence her satırı değerli bu röportajın hayatla ve fotoğrafla derdi olanlar için özel bir anlamı var. Buradan ulaşılabilir.

Bu arada, hala Kontrast, Kadraj gibi dergileri almıyorsanız, bence artık zamanıdır.

{ 0 comments }

Aise Amet “İlk” Fotoğraf Sergisi Üzerine…

by Utku Kaynar on 20 Aralık 2010 · 0 comments

in Blog

Aise Amet, 2010

Aise Amet, fotoğraf çalışmalarını Bursa Fotoğraf Sanatı Derneği çatısı altında sürdüren bir fotoğrafçı.

Amet, “İlk” adlı fotoğraf sergisini 4 Kasım 2010 tarihinde Bursa Korupark AVM Sanat Galerisinde açtı.

Sergiden elde edilen gelir, Onkoloji Derneği’ne bağışlanarak kanser hastalarının tedavilerine destek olacak.

Öncelikle sanal ortamda bu fotoğraflarla abad olmak yerine, basılı fotoğraf ile gerçek dünyada varolmayı seçen Aise Amet’i kutlamak gerekli.

Yıllardan beri atlara duyduğu sevgiyle fotoğrafladığı fotoğraf sergisi, 22 fotoğraftan oluşuyor. 60x40cm, dijital renkli baskı ve fine art tekniği ile basılan fotoğraflar önceden belirlenmiş bir akış içinde sunulmuş. Serginin içinde, biçimsel benzeşimlere dayalı üçleme ve ikilemeler göze çarpıyor.

Aise Amet, 2010

Amet, fotoğraflarında konusunun bütünlüklü, biçimsel estetiğini ön plana çıkartmak yerine atların duygusal dünyasına dair bir bakış sunmayı seçmiş. Serginin ismi “İlk” yerine “Atlar : Yakın ve Kişisel” olsaydı fotoğrafların anlamına daha uygun olabilirdi diye düşünüyorum. Çünkü fotoğraflar atların kişisel dünyasına girmiş, onlara dair Aise’nin gözünden bir görme biçimi sunuyor bizlere.

Bununla birlikte, özellikle yandaki fotoğrafta görüldüğü üzere, fotoğrafçı fotoğraflara kendini de dahil ederek otoportre’ye de bir gönderme yapıyor.

Diğer fotoğraflarla birlikte değerlendirildiğinde, konu/fotoğrafçı ilişkisi birbirine karışıyor, seyircinin her zaman uzak ve nesnel kalmasının beklendiği sergide sadece Aise’nin gözünden atları değil, atlara dair bize sunulan görme biçimi üzerinden Aise’nin kendisini de izliyoruz.

Aise, atlara duyduğu sevgi üzerinden kendi kırılganlıklarını, duygusallıklarını, öznelliğini ve naifliğini de ifade etmeye çalışmış. Tüm bunları fotoğraf dilinde ve ilgi duyduğu bir konu üzerinden gerçekleştirme çabasını son derece önemli. Bu çaba sayesinde sergi, gerçekten irdelenerek izlendiğinde fotoğrafçının dünyasına dair bir duygusal yolculuğa dönüşüyor ve bu yolculuk sayesinde bizler At fotoğrafları yerine “Aise Amet : Yakın ve Kişisel” adı daha da çok yakışacak sergiden büyük bir keyifle ayrılıyoruz.

Aise Amet’i kutluyor, fotoğraf dilinde verdiği emeğin sürmesini, fotoğraf üretimlerinin yeni konularla ve her zaman yeni şeyler söyleyen bir Aise ile devamını diliyorum, elbette bu üretimlerin kalıcı eserlere dönüşmesi umuduyla…

Sergi fotoğraflarından küçük bir seçkiyi aşağıda bulabilirsiniz.

Okuduğunuz için teşekkürler.

Utku

{ 0 comments }

Dar Alanda Kısa Paslaşmalar…

by Utku Kaynar on 16 Aralık 2010 · 4 comments

in Blog

Bugünkü yazımda fotoğrafın içinde kendimce çok önemli bulduğum bir olgudan bahsetmek istiyorum.

Hiç dikkat ettiniz mi bilmem, ama bütün büyük sanatçılar bir yerlerden bir şekilde beslenirler. Bazen bu beslenme, doğrudan bir öykünme şeklinde de olabilir; veya daha önce üretilmiş bir esere gönderme yaparak…

Aşağıdaki beş görüntüye dikkatli bakmanızı rica edeceğim.

Freddy Alborta, Che'nin Ölümü, 1967

Rembrandt Van Jinn, Dr.Nicolas Tulp'un Anatomi Dersi

Eugene Smith, The Wake, İspanyol Köyü

Caravaggio, Emmaus'ta Yemek

Mantegna, Ölü İsa

Alborta’nın Che Guevara fotoğrafının, ikonografi olarak Rembrandt’in fotoğrafını ne kadar andırdığının farkında mısınız? Aynı şekilde, Eugene Smith’in İspanyol Köyü röportajında yer alan The Wake fotoğrafının, figürün şekli bakımından Mantegna’yı, ışık kullanımı açısından ise Caravaggio’nun açık koyu kullanımını ne kadar andırdığının ayırdına varabiliyor musunuz?

Fotoğrafların hikayeleri ve John Berger’in daha detaylı yorumu için Dr.Ali İhsan Ökten’in buradaki yazısına bakabilirsiniz.

Söylemek istediğim, bu fotoğrafları unutulmaz kılan şey; ölümsüzleştirdikleri anların tarihsel boyutu veya arkalarında barındırdığı sosyolojik bakış olduğu kadar, benzeştiği veya paslaştığı, aynı kültürü paylaştıkları bir biçimsel öze yaslanmalarıdır.

Bu paslaşma, kendi fotoğraf dilimizi ararken bize ne söylüyor? Nasıl bir biçimsel birliktelik, kendi fotoğraf dilimizi ararken bize doğru pasları verebilir? Kendi fotoğraflarımızı, neye, ne kadar yaslamalı, kültürümüzün hangi öğeleri ile ver-kaç’a girmeliyiz?

Bize gereken en önemli yanıtlar bunlardır belki de…

Okuduğunuz için teşekkürler.

Utku

{ 4 comments }

Camila Rodrigo

by Utku Kaynar on 14 Aralık 2010 · 0 comments

in Blog

Camilla Rodrigo 1983 doğumlu, Peru’lu bir fotoğrafçı. Peru ve İtalya’da fotoğraf öğrenimi gören fotoğrafçının çok ilginç bir portfolyosu var. Bir göz atmanızı öneririm. Web sitesine buradan ulaşabilirsiniz.

Camila Rodrigo, Simulacro, 2010

{ 0 comments }

Fotoğraf Sanatçısı Kime Denir?

by utku on 13 Aralık 2010 · 2 comments

in Blog

Andreas Gursky, Bahreyn I

Değerli usta Ara Güler’in fikir babalığını yaptığı fotoğraf sanat mıdır, değil midir konusu fotoğraf tartışmalarımızın köşe taşlarından biridir. Ancak bu tartışmayı bir ön kabul ile arkanızda bırakabilirseniz, konuya başka bir açıdan yaklasmak mümkün olabilir.

Galerinin ortasına pisuvar koymanın sanat sayıldığı, insanların dijital enstalasyonlarla birbirlerini anlayıp anlamlandirdigi gunümüzde fotograf, sanat üretimi için kullanılabilecek en önemli dillerden biri haline geldi.

Bununla birlikte gezegenin görsel imgeleminin neredeyse tamamını kendi başına üretiyor olması, insanların görme biçimlerini değiştirmesi ve bunu pazarlamadan tutun da antropolojiye kadar her alanda kullanıma açması fotografı bugün en çok kullandığımız “dil” yapıyor.

Tüm bu kaosun ortasında fotograf dilini bir sanat üretimi için kullanacaksanız işiniz bir kat daha zorlaşıyor. Çünkü fotograf, gerek dijital teknolojinin getirdiği kolaylıklar, gerekse de üretim için gerekli teknik bilginin avamlaşması nedeniyle giriş bariyerleri çok düşük bir üretim alanı.

Haliyle, eline makine alan herkes ucuz ve kısa yoldan “sanatçı” olabiliyor, hemen üretime başlayabiliyor.

Oysa bundan daha net ve açık tanımlamalara ihtiyaç var kendi fotograf dünyamız için, fotoğraf sanatçısı kime denir, bunun yanıtının belki de yeniden verilebilmesi gerekli.

Dolayısıyla, diğer alanlarda daha muğlak olan sanat/sanat değil ayrımının fotoğrafta daha keskin çizgilerle yapılabilmesi; avamlığın fotoğraftan beslenmesinin önünü tıkar belki de..

Fotoğraf sanatçısı kimdir?

Sağduyu sahipleri, bu sorunun yanıtını fotoğraf ile sanat üreten kimse olarak verebilir. Peki fotoğraf ile sanat nasıl üretilir? Üretilir mi?

Tüm dünyada üretilen fotoğraf biçimleri, Andreas Gursky’den David LaChapelle’e, veya Hiroshi Sugimoto’dan Miroslav Tichy’e kadar bize ikinci sorunun yanıtını bütün çıplaklığı ile veriyor. Evet, üretilir.

Hiroshi Sugimoto, Seascapes, Jamaica, 1980

Ancak fotoğrafın sanat olabilmesi için, makinenin arkasındakinin sanatçı olması lazımdır!

Bu nasıl oluyor? İlk olarak, kişinin çevresindeki belirli olaylardan etkilenerek bir dışavurum, kendini ifade ihtiyacı duyması gerekir. Sanat bir ifade aracı ise eğer, ifadeyi oluşturacak kültürel yapının da yerli yerinde olması beklenir. Kültürel yapı bütün pozitif bilimlerde görüldüğü gibi üzere bir felsefesi olan, belirli bir bilgi birikimini imbikten geçirerek süzmüş ve hazmetmiş bir algının ortaya çıkması ile olur.

Bütün sanat yapıtları gibi, bu ifade eylemi de bir kültüre dayanmalıdır. Kültürsüz fotoğraf sanatçısı, bir anlamda müzikten anlamayan şarkıcı gibi olmaktadır…Ülkemizde bu örneklerden bol miktarda görüyoruz zaten.

Tüm bunların üstüne, üretiminde biçimsel bir özgünlük geliştirebilmesi için kendinden öncekilerin (mümkünse kendi topraklarından çıkan) eserlerinin üstüne bir şeyler koyabilecek bir öznel ifade tarzının sanatçı tarafından oluşturulabilmesi gerekir. Sanatçı bu ifade tarzını önce ortaya koyacak, sonra bunu geliştirecektir.

Yani, fotoğraf sanatını uğraşı alanı edinmek isteyen kişinin sıradan bir hobinin ötesinde oturmuş ve canlı bir kültürel altyapıya yaslanması, kendi alanı öncelikli olmak üzere sanat tarihi bilmesi, modern zamanları takip ederek dünyada olup bitenden haberdar olması gerekiyor galiba… Bunun üzerine, bir felsefeye yaslanan özgün bir ifade tarzı eklenirse, kişi sanatçı, ürün de sanat olacaktır.

Tüm bu çabalar, Umberto Eco’nun deyişi ile halen insanoğlunun bilgi edinmek için bildiği en iyi yol olan basılı ürünlerde, yani kitaplarda, sergilerde ve yeni çağa bir selam vermek için DVD’ler ile o konuya özel web sitelerinde kristalize olmalıdır.

Bu işin daha kolay bir yolu yoktur. Örneğin, fotoğraf sitelerinde günün büdüsü seçilmek, milyonlarca fotoğrafın dolaşıma girdiği internette 15 dakikalığına ünlü olmak (bkz.Andy Warhol özdeyişleri) veya bilmem nereden kazanılan (ve de seneye başkasının kazanacağı) ödüller değil , sonunda bıraktığınız kalıcı eserler isminizi yaşatacaktır.

Sanatçı, hangi dalda üretim yaparsa yapsın, gelenek ile yenilik, statüko ile devrim diyalektiğinde taraftır. Gerektiğinde geleneği yıkmasını ve statükonun üzerine basıp geçmesini bilmelidir.. İnsanlık tarihindeki tüm ilerlemeler bu şekilde olmuştur.

Okuduğunuz için teşekkürler…

Utku

{ 2 comments }