Fotoğraf Sanatı

Bugün uzun zamandır zihnimi kurcalayan bir konudan söz etmek istiyorum. İzin verirseniz daha başlamadan söyleyeyim: Fotoğraf yarışmasına katılmak, kazanmak, oralarda yarışmak ile ilgili hiçbir sorunum yok, yarışanlarla da yok.

Ama fotoğraf dünyamızda “yarışma” başlığı altında özetlenebilecek olan türlü çeşitli gariplikler var.

İnsanların fotoğraflarıyla yarışmalara girmesi, onlardan ödül kazanınca sevinmesi hoş bir şey, özellikle de amatör fotoğrafçılar için.

Sorun, yarışmaların fazlasıyla ciddiye alınmaya başladığı andan itibaren başlıyor. Daha sonra devreye garip kuralcılıklar, protestolar vs giriyor.

Tanım gereği fotoğraf yarışması, fotoğrafların yarıştığı ve en beğenilen “tek” fotoğrafların ödül aldığı etkinlik. Ödüller para veya ayni şekilde yapılabiliyor ve katılımcılar (yarışma kitabına uygun yapıldıysa) TFSF tarafından titizlikle denetlenmiş bir şartnameye uygun olarak ve gönderilen bir temsilcinin nezaretinde yapılıyor.

Ama bunlardan hiçbiri, yarışma katılımcılarının sonuçlardan oluşabilecek olası memnuniyetsizliğini örtmeye yetmiyor. İtirazlar, şikayetler, dedikodular vs. Jürinin yakınları ödül almış, jüri kötü fotoğraflara ödül vermiş, vs.

Burada yazdığım bir yazıda “yarışmalar iyidir, ama fazla ciddiye almazsanız” demiştim.

Türkiye’de her yıl yüz yirminin üzerinde fotoğraf yarışması yapılıyor. Her gün binlerce fotoğraf sitelerde paylaşılıyor, destekleniyor. İnsanların fotoğrafı sevmesi, zamanının bir kısmını kendilerine estetik gelen fotoğraflarla geçirmeleri güzel bir şey.

Temel sorun, bunun sonrasında başlıyor. Yarışmalar için üretilen şeyin ne olduğu sorusuyla birlikte.

Yarışmalar İçin Üretilen İşler, Sanat mı?

Üzgünüm, ama hayır. Daha doğrusu, bir fotoğrafın sadece “güzel çekilmiş” olması onu bir sanat eseri yapmıyor. Estetik veya göze hoş gelen bir yapısı olması, hatta ve hatta içinde bir öykü/hikaye barındırıyor olması da öyle. Fotoğraf sadece “güzel” veya “ay çok güzeeelll” olduğu için sanat eseri haline gelmez. Tolstoy’un “Sanat Nedir?” adlı 1896 tarihli kitabında yaptığı sanat tanımı, çokça tartışılmasına rağmen hala geçerliliğini korumaktadır.

Sanat eseri, sadece güzellik üretmek için ortaya çıkmış bir yapıt değildir. Çünkü güzellik, objektif olarak tanımlanabilecek ve üzerinde uzlaşmaya varılabilecek bir kavram değildir, dolayısıyla da sanatın ne olup olmadığı konusunda bir kriter olarak kullanılamaz. Sanat bir iletişim ve ifade biçimidir. Daha doğrusu Tolstoy tarafından yapılan tanımıyla sanat, bir duygu veya deneyimin öyle bir şekilde ifade edilmesidir ki; o duygu veya deneyim hedeflenen kitle tarafından da paylaşılabilsin. Tolstoy için, sanatın en önemli özelliği samimiyetidir. “Özgün” ve kişisel duyguları paylaşabilmelidir ki, gerçek bir sanat eseri olabilsin.

“sanatlı” bir fotoğraf, bir felsefeye yaslanan bir şey söylemek ve bu söylemi bir portfolyo ile ortaya koymak zorunda…

Fotoğraf, fotoğrafçının portfolyosu olabildiği sürece varolabilen bir sanat dalı. Tek tek ilgisiz konularda fotoğraflardan oluşan işler bir portfolyo olarak sınıflandırılamayacağına göre, fotoğrafçı portfolyosunu belirli bir kavram/konu etrafında hazırlamak zorunda. İşte burada bakış meselesi devreye giriyor. Fotoğrafçının özgün bakışı, kendisini yasladığı felsefe-fikir-kavramların zenginliğinden besleniyor. Dolayısıyla “sanatlı” bir fotoğraf, bir felsefeye yaslanan bir şey söylemek ve bu söylemi bir portfolyo ile ortaya koymak zorunda.

Takdir edersiniz ki bunun olabilmesi için, fotoğrafçının -ne fotoğrafı üretiyor olursa olsun- bir ideolojisi, bir dünya görüşü olmalı. Herkesin politik fotoğraf çekmesi gereğinden bahsetmiyorum elbette, böyle bir şeye gerek yok. Ama üretilen fotoğraflar, dünyada bir duruşun ifadesi olarak, bir felsefeye ve estetik bir bakış açısına yaslanmadıkları sürece ayakları havada, boş işler olmaktan öteye gidemiyorlar. Ancak rica ederim, ben “estetik” yazdıkça siz “güzel” olarak okumayın. Estetik demek güzel demek değil çünkü. Güzellik, estetik alanının parçalarından biri sadece.

Hal böyle olunca, yarışmalar için üretilen tekil fotoğraflar bir sanat eseri değil, olamaz, olamayacak. Yeni şeyler söylemeye çalışan bir portfolyonun bileşenleri olarak sunuluyorlarsa durum farklı elbette. Diğer türlüsü, tam anlamıyla “tek çiçekle bahar”.

İşte böylesi “pirinçsiz pilav” misali “portfolyosuz fotoğrafçıların” cirit attığı ülkemiz, yarışmalarda kazanılan başarıların biraz sahte parıltısı ile her gün çalkalanıyor. Bir düşünün, diyelim ki altın madalya aldınız, en büyük sizsiniz. Geçen yıl da birileri aldı o madalyayı, o zaman büyüsü nerede? Gelecek yılki yarışma gelmeden unutulacaksınız.

Elbette, kültürden yoksun bir estetik anlayışı sadece kendisinden öncekileri kabaca tekrarlayacağından, Türkiye fotoğrafının gökyüzü birbirlerine çok benzeyen yüzbinlerce fotoğrafla kaplanıyor her gün. Bu durum, sadece “güzel” fotoğrafın ağırlıklı olarak dolaşımda olduğu bir fotoğraf iklimi, bir kültür endüstrisi yaratıyor.

Kültür Endüstrisi ve Totaliterlik

Kültür endüstrisi, Adorno, Fromm, Hockheimer gibi düşünürlerin ortaya attıkları ve modern totaliterliğin, yani faşizmin temelini oluşturduğunu iddia ettikleri bir kavram.

Hep birlikte düşünelim, politik ya da değil, ama her koşulda içi boş, bir şeyler söylemeyen tekil fotoğraflar ve bu fotoğrafların yarışmasından ortaya çıkan geçici başarılar, bir “kültür ve ideoloji” yoksunluğu üzerinden hakim düzenin değirmenine su taşımıyor mu?

Fotoğraf, ne söylediği önemli olmayan, sadece içindeki lekeler “güzel” olmak zorunda olan bir dikdörtgen mi?
Fotoğrafçı, kadiri mutlak biçimsel kurallara göre fotoğraf çekmek zorunda olan ve daha değişik bakışları arama hakkından yoksun bir robot mu?
Fotoğrafın içindeki insanlar, doğa, birer lekeden, birer formdan mı ibaret?

TFSF tarafından yapılan istatistiki bir çalışma, son beş yılda dağıtılan toplam yarışma ödülleri ile bu yarışmalar için harcanan kargo+baskı vs harcamalarının birbirine çok yakın olduğunu ortaya koyuyor.

Sadece bu durum bile “haydan gelip huya giden” ödüller geçerken arada harcananın fotoğrafçıların potansiyeli olduğunu ortaya koymuyor mu?

Dijital teknoloji bizlere karanlık odadan bir kaçış yolu değil, yeni yaratıcılık imkanları sundu. Bu olanakları “etik” olarak kullanmak isteyenler için fotoğrafla bir şey söylemek eskiye göre on kere daha basit, çünkü çekim sonrası kimyasal/baskı işlemleri ortadan kalktı, seçmek ve elemek çok daha pratik araçlarla yapılıyor bugün.

Ama en büyük soru şu: Mesela on yıl sonra arşivinize bakarken, bir çay bardağına dair dahi on beş tane fotoğrafı yan yana koyamazsanız, kendinize “ben neyin fotoğrafını çektim” demeyecek misiniz?

Bence bunlar üzerine biraz düşünmek lazım. Zira bizler elinde fotoğraf makinesi olan robotlar değiliz.

Okuduğunuz için teşekkürler.

{ 6 comments }

Eğitim Sistemini Başaşağı Etmek

by Utku Kaynar on 08 Aralık 2011 · 0 comments

in Blog

Eğitim sistemimiz üzerine bir düşünün. Bize öğretilen şeyleri değil, onların öğretilme şeklini. Nasıldır? Bizler hep birlikte bir sınıfa gideriz, oturulur, öğretmen gelir, kendisinin daha önceden bildiği bir bilgiyi tahta (şimdi akıllıları çıktı) yoluyla bizlerle paylaşır. Arada sırada bize soru sorar, çalışkan öğrenciler “örtmenim” diye bağırarak parmak kaldırır, arka sıradaki iki genç İddaa oynamaktadır vs.. Öğretmen, eve ödev verir, eğer gerekliyse ve ödevlerin sonuçlarını gelecek haftaya ister.

Ödevler evde anneler babalarla veya internetten kopya çekilerek yapılır, arkadaşlarla çalışılır ve haftaya geri gelinir. Tabii bu ideal senaryo.

Ya tüm bu uygulama yanlışsa?

Dört yıl kadar önce başka bir eyalette yaşayan kuzenine dersler vermek isteyen Sal Khan dersleri YouTube’e yüklemeye başladığında bu soruyu kendine sormuş. Khan Academy, bugün çok çeşitli konularda 2700′ün üzerinde videoya sahip ve videolar her ay milyonlarca izleyici tarafından izleniyor.

Mantık çok basit : dersi evde öğren, ödevi sınıfta öğretmenle yap! Yani bildiğimiz eğitim sisteminin başaşağı edilmiş hali.

İşte Hubble teleskobunun özelliklerini anlattığı videosu :


Neden sınıfta öğreniriz? Çünkü dijital çağdan önce bilginin ekonomik ve hızlı bir şekilde iletilebileceği tek yol buydu. Herkesi aynı yere topla ve aynı bilgiyi onlara ver. Ama artık biliyoruz ki eğitimde hiçbir zaman her öğrencinin ihtiyacı, gereksindiği bilgi ve anlayamadığı konular aynı değildir.

Onlara kişiselleştirilmiş bilgi gerekli.

İşte bu kişiselleştirilmiş bilgi, onlar gerekli olan dersi evde gördükten sonra sınıfta birebir uygulamada verilebilir. Kendi seviyelerine göre ödevler verilebilir, dolayısıyla öğrenme ve ilgi artırılabilir, eğitim sistemi iyileştirilebilir.

İlginç değil mi? Bana çok mantıklı geldi. Diplomalı moron yetiştirmeye kurgulanmış modern eğitim sisteminde farklı bir bakış açısı.

Merak etmeden duramıyorum : bunu biz Bufsad’da verdiğimiz eğitim seminerlerinde uygularsak ne olur? Lütfen yorumlarınızı aşağıda paylaşın.

Bunu bir düşünün. Daha fazlasını merak edenler için, Khan’ın TED konuşması aşağıda :

 

{ 0 comments }

Kendi Çapında Devrim: Bursa Fotofest

by Utku Kaynar on 12 Ağustos 2011 · 0 comments

in Blog

20110812-034113.jpg

Hersey 2009 yazında başladı. Biz Bufsad’lilar, BTSO ile geliştiremedigimiz bir projenin sonunda elimizde bir festival taslağı ile kalakaldık.

2010 yılının Temmuzunda, Bursa ve fotograf icin katkıları unutulmayacak Dr. Ceyhun İrgil’in tesvikiyle proje dolaptan çıktı, ete kemiğe büründü. Aylar süren yapalım mı, yapsak mı toplantıları yerini bir yürütme kuruluna bıraktı, ekibe Merih Akogul ve Jason Eskenazi katıldı, sonra Laurence Cornet geldi ve bizler kendimizi bir anda Ortadoğu ve Balkanların en kapsamlı fotograf festivalini düzenlerken bulduk.

Bursa’nın ilk uluslararası fotograf festivali Bursa Fotofest, 15-23 Ekim arasında Bursa’nın tarihi çarşı ve hanlarını dev bir galeriye dönüştürecek.

Bu inanılmaz, ilk zamanlarında benim bile “ne zaman bitecek acaba bu rüya” duygusu taşıdığım süreç, Bursa Buyuksehir Belediyesi Baskani Sn. Recep Altepe’nin himayesinde, Bursa Kent Konseyi’nin liderliğinde, artık herhalde Türkiyenin en üretken fotograf kurumu unvanına rahatlıkla aday olan Bufsad’in gücüyle birleşip inanilmaza doğru ilerliyor.

41 ülkeden 100′ün üzerinde fotoğrafçı Bursa Fotofest’te bir araya geliyor.

Kimler yok ki; Newsweek US fotograf editörü Jamie Wellford, Time dergisinde n Robert Stevens, Belgesel fotograf peygamberi Ken Light, kulturel belgesel prensesi Ami Vitale, iyi ki var Maggie Steber, Slovak efsane Klavdij Sluban, Türkiyenin en büyük fotoroportajına sahip Ergun Çağatay, büyük usta Ozan Sagdıç…

Daha sayayım mı?

İran’dan insanlardan kilimler dokuyan Sadegh Tirafkan, Vahşi Güvercin sergisiyle olay yaratan Carolyn Drake, Hoşbulduk sergisiyle Gökşin Varan ve daha niceleri.

El insaf demenize inat, maket kitap yarismasindan tutun da ödüllü ve onayli fotograf yarışmalarına, sosyal sorumluluk projelerine, okulların ve kamu kurumlarının süslenecek duvarlarına Bursa Fotofest muhtemelen şimdiye kadar Türkiye’de gerceklestilen en kapsamlı proje.

Tüm festivallerin amacı bir diyalog baslatmaktir. Fotofest’in de amacı, Dogu ile Bati fotografını bir potada buluşturmak, yerli ile evrenselin bitmeyen dansına yeni bir mecra oluşturmak.

Fotofest ekibi her gün saatlerce çalışıyor, bu inanılmaz düşü gercek kılmak için. Hedeflediğimiz her şeyi başarabilir miyiz bilmiyorum, ama eğer başarırsak Fotofest’ten sonra Bursa’da fotograf adına hiçbir şey aynı olmayacak.

Belki Türkiye’de de.

Belki şehre bir festival gelir, iklim değişir, Akdeniz olur..

Gülümse.

Bursa Fotofest Resmi Web Sitesi

{ 0 comments }

Societa Photographica Subalpina

by Utku Kaynar on 29 Ocak 2011 · 3 comments

in Blog

Türkçeye “Alçak Alpler Fotoğraf Derneği” olarak çevrilebilecek Societa Photographica Subalpina, dünyanın en eski derneklerinden biri. Yılbaşı tatili için bulunduğum Torino’da SPS’in Yönetim Kurulu’nun konuğu oldum. 1899′da kurulmuş olan dernek, arşivindeki cam negatiflerden oluşan yeni bir kitabın baskı hazırlığı içindeydi.

BUFSAD ile ilgili paylaştığım dernek tecrübelerine çok ilgi gösterdiler, ben de onların anlattıkları deneyimlerini ilgiyle dinledim. Bunların sonucu olarak, 2011′de karşılıklı sergi değişimleri ve işbirliği projeleri yapmak kararıyla ayrıldık toplantıdan.

Aşağıda bu toplantıdan fotoğrafları görebilirsiniz.

{ 3 comments }

Belgesel Fotoğrafın “Trendy” Olması…

by Utku Kaynar on 08 Ocak 2011 · 7 comments

in Blog

Benim bir fotoğraf tarzım var. Elinizde bir mekan vardır, bir fotoğraf makinası, bir kare ve sonra saniyenin bilmem kaçta biri. Çok içgüdüseldir. Yaptığınız saniyenin küçük bir parçasında olup biter, oradadır ve sonra orada değildir. Ama saniyenin bu küçük parçasında (parmaklarını şıklatıyor) geçmişiniz çıkagelir, geleceğiniz çıkagelir, insanlarla ilişkiniz çıkagelir, ideolojiniz çıkagelir, nefretiniz ve sevginiz çıkagelir : Hepsi, saniyenin bu küçücük parçasında, fotoğrafta kristalleşir. — Sebastiao Salgado

Neden? Bazen kendimize bu soruyu sormak, pek çok şeyin yanlış yapılmasının önüne geçebilir.

Belgesel fotoğrafçılık ne için yapılır? Daha doğrusu, doğrudan fotoğrafın bir alt dalı olan sosyal belgesel fotoğraf ne için vardır? Belgesel fotoğrafın var oluşunu bunca önemseyen, bunca destekleyen bizler, farkında olmadan veya olarak; aslında ne yaptığını çok ta takmayan bir fotoğraf meraklısı grubuna sırf “trend” olduğu için veya dışarıdan iyi göründüğü için belgesel fotoğrafçılık yaptırıyor olmayalım?

Neden sorusunun sorulmadığı bir belgesel fotoğraf üretimi, aslında en temel köklerinden arınıp popülistleşmiş olmuyor mu?

Bu konudaki en somut örnekleri görmek için, çok tekrarlanan konulara bakın : Engelliler, Seks İşçileri, Sokak Çocukları, Maden İşçileri, Grevler, Sokak Eylemleri, Göç, vb…

Elbette ki bu konuları gidip fotoğraflamak yasak değil, elbette ki çok çok nitelikli işler çıkıyor ortaya. Ancak bir konuda ortaya konan projenin öncelikli olarak konuyu estetize etme kaygısından uzaklaşıp mesajının ne olduğunu düşünmesi gerekmiyor mu?

  • Neden bu konu?
  • Neden böyle bir proje?
  • Yeni ne söyleyeceğim bu konuyla ilgili?
  • Bu konuyu sadece popüler olduğu için mi, yoksa benim içime ciddi ciddi dert olduğu için mi seçiyorum?
  • Benim bu konudaki derdim ne?
  • Bu derdi nasıl aktarabilirim izleyiciye?

Ancak bu soruların sorulması sonucunda doğru şekilde yola çıkmak söz konusu olmayacak mı?

Bir üretimin nitelik kazanması için, neden sorusunun fotoğrafçının temel ilgi alanlarından, makroekonomik trendlere kadar bir dizi bilgi düzleminden beslenmesi, görsel sanatlarla bir şekilde paslaşması gerekiyor. Sadece o aralar gündemde olanı gidip çekmek, olsa olsa sizi popülist yapar, ama fotoğrafçı yapar mı?

Daha da kritik soru : Fotoğraf anlayışını katı kalıpların içine hapsetmiş, memleketi “güzelleme” ordularının her hafta sonu taarruza kalktığı, Pazartesi sabahı iş yerine gidildiğinde çekilen fotoğraflara bakılıp puan/beğeni istendiği ülkemizde belgesel fotoğrafın nicelik olarak üretimini desteklerken bizler yukarıdaki nitelikleri göz ardı mı ediyoruz?

Bir soru da şu : Neden sorusu layıkı ile yanıtlanmadığı için mi, ikinci soru olan “nasıl?” kısmındaki tekdüze kalışlar?

Okuduğunuz için teşekkürler,

Utku

{ 7 comments }

Ami Vitale, Her Hakkı Saklıdır

Bu siteyi sadece kişisel bir blog tutmak ve fotoğraf ile ilgili düşüncelerimi bir yerlerde kayda geçirmek amacıyla başlattım. Çeviriler ve diğer makaleler, benim internette ilginç bulduğum yazıları paylaşmak amacıyla bu siteye eklendi.

Site hiç ummadığım bir ilgiyle karşılandı, ya da en azından ben bu kadar beklemiyordum. Verdiğim uzun aralara rağmen, özellikle yazıların düzenli gönderildiği dönemlerde beklentimin üzerinde ilgi gördü.

Bazı istatistikleri izninizle paylaşayım. Açıldığı günden bu yana blogumu 20.500 kişi ziyaret etti. Toplamda 75.500 sayfa görüntülendi. Giren her ziyaretçi ortalama 3,5 sayfayı okuyor ve yaklaşık olarak 4 dakika sitede kalıyor. Bu verileri biliyorum, çünkü site baştan beri Google Analytics yazılımını kullanıyor.

Tüm bu dönem boyunca 55 yazı gönderdim siteye. 31.12.2010 itibariyle bu yazıların en popülerleri ve ziyaret sayıları şöyle :

  1. Nefes Kesici Portreler Çekmek İçin 10 İpucu – 3,150 Ziyaretçi
  2. Fotoğrafa Yeni Başlayanlar İçin En İyi On Kitap – 2,805 Ziyaret
  3. Fotoğraf Makinanızın Önemi Yok! – 2,337 Ziyaret
  4. Bir 35mm / Dijital SLR Sistemi Kurmak – 1,823 Ziyaret
  5. Fotoğrafçıların İzlemesi Gereken En İyi Filmler – 1,762 Ziyaret
  6. Büyük Ustalar (Kategori) – 1,637 Ziyaret
  7. Fotoğraf Eğitiminin Önemi – 1,268 Ziyaret
  8. Henri-Cartier Bresson – 1,149 Ziyaret
  9. Photoshop’ta Siyah Beyaz Çevrimi – 982 Ziyaret
  10. Objektif mi, Makina mı? Bütçesini Düşünenler İçin Bir Rehber – 967 Ziyaret

Bu tekil yazıların haricinde, Bir Anlatım Dili Olarak Fotoğraf adlı üç bölümlük seri de epey ilgi çekti. Bu üç yazının toplam ziyaret sayısı 1,900.

2011′in bu ilk günlerinde, belki bazı yazıları yeniden okumak veya gözünüzden kaçmış olan yazılara göz atmak istersiniz.

Okuduğunuz için teşekkürler.

Utku

{ 0 comments }

Fotoğraf : D.B.Martin

1. Neden? Diye Düşünün

Neden fotoğraf çekiyorsunuz? Ne anlatmak istiyorsunuz? Fotoğraf sizin için ne ifade ediyor? Kendinizi geliştirirseniz ne ifade edebilir? Bu sorular üzerine bol bol düşünün.

2. Bir konu üzerine yoğunlaşın

Projeli çalışmanın önemini ne kadar anlatsam yetmez herhalde. Bir konu üzerine yoğunlaşın, sadece çekim yanını değil, kuramsal yanını da öğrenecek şekilde. Kısa da sürse, bir proje yapın.

3. Işıkla oynayın

Evde still life uygulamalarında bir masa lambasını kullanarak bile değişik fotoğraflar elde etmeye çalışın. Işığın yönüyle, mümkünse şiddeti ile oynayarak aynı konuyu farklı ışık koşullarında görüntüleyin. Nasıl görünüyor ? Gözlemleyin, sonra bunu dış mekan çekimlerinizde de uygulamaya çalışın.

4. En az iki fotoğraf kitabı okuyun

Bu kitaplar için bu sitedeki En İyi On Kitap seçkisine göz atabilirsiniz. Daha önce hiç fotoğraf kitabı okumadıysanız Fotoğraf Üzerine ve Camera Lucida ile başlayın, Sanatın Öyküsü ile devam edin derim.

5. Kendi çetenizi kurun

Hayır hayır, organize suçtan söz etmiyorum. Fotoğraf çetenizden söz ediyorum. Yukarıda yaptıklarınızı, okuduklarınızı paylaştığınız, fotoğraf konuştuğunuz beyin takımınızı kurun. Mümkünse 4-5 kişiyi geçmesin, okuyun, araştırın, fotoğraflara bakın, paylaşın. Henüz olmadıysanız, şehrinizdeki fotoğraf derneğinin etkinliklerine katılın, üyesi olun.

6. Güvenlik Bölgenizin Dışına Çıkın

Çekmeye alışık olduğunuz fotoğraf her neyse, gelecek yılda en az 5 defa onun dışına çıkın, başka bir stilde veya disiplinde fotoğraf çekin. Örneğin, ağırlıkla gezi/belgesel çalışıyorsanız, bir stüdyoda biraz zaman geçirmeyi ve çekim yapmayı deneyin, sizi zenginleştirdiğini göreceksiniz.

7. En az dört fotoğraf albümünü satın alın

Evet! Mümkünse az bulunur, ufkunuzu açan dört fotoğraf albümünü satın alın. Kitap basmak çok dertli, ama sizin gibi fotoğrafseverler bile kitaplara ilgi göstermez ise tam bir kabus! Fotoğrafçıları önce fotoğrafçılar desteklemezse, kim destekleyecek. Unutmayın.

8. Seçtiğiniz disiplin ile ilgili bir atölye çalışmasına katılın

Atölye eğitmeninin özgeçmişini araştırın ve gerçekten dolu bir eğitime (adı atölye konmuş üç günlük bir sohbete değil) katılın. Atölye sırasında mutlaka ödevler veriliyor veya sizin daha önceki işlerinizin değerlendiriliyor olmasına dikkat edin. Eğitim şart!

9. Sergilere gidin!

Kentinizde açılan her fotoğraf sergisine ve belli başlı merkezlerde açılan sergilere gitmek üzere kendinize bir kural koyun. İki ayda bir sadece bu amaçla şehir dışına çıkın, bir haftasonunda sergi gezin. Durun, düşünün, neden bu fotoğraf, neden bu sıralama, burada ne demek istemiş. Sergiyi okumaya, yorumlamaya çalışın. Her bir fotoğrafı 5 saniyede geçmek yerine, düşünün.

10. Fotoğraf yayınlarını takip edin

Fotoğraf Dergisi, PhotoWorld, Kontrast, Kadraj, İz, Fotoğraf Notları, Fotoğrafsız gibi dergilere abone olun. Dernek dergileri ve bültenler çoğunlukla ücretsizdir, isterseniz adresinize kadar gönderirler. Yayın politikaları birbirlerinden çok farklı bu dergileri alın ve okuyun.

Umarım yeni yılda yolumuz bir yerlerde kesişir.

Mutlu yıllar!

Utku

{ 2 comments }