film

Anadolunun Kayıp Şarkıları

by Utku Kaynar on 09 Aralık 2011 · 1 comment

in Blog

deli şevki : şimdi benim ismim de deli şevki diye konuşulur.
yönetmen : niye öyle diyorlar?
deli şevki : şimdi kimseye boyun bükmeyip kimseye zarar vermeyen adama deli derler.

Bu filmi görün. Bu belgeseli mutlaka seyredin.

Bu toprakların üzerine birlikte yaşamayı nasıl başarabildiğimizin anahtarı belki de müziklerdedir. Bilmiyorum anımsadınız mı ama bana Atilla Durak’ın Ebru adlı kitap ve sergisini anımsattı. Bu ülkenin ne kadar zengin ve çeşitli, bir o kadar da hoşgörülü ve sıcak olduğunu yeniden, bıkmadan, her türküyle, her melodiyle, her oyunla baştan anlatan bir film Anadolunun Kayıp Şarkıları.

Yönetmen Nezih Ünen‘in kaleminden;

“Filme başladığımız gün ekibime “Bir senaryomuz yok, Anadolu yazacak, biz de çekeceğiz” demiştim. Öyle de oldu! Antik uygarlıklardan kalma bu yorgun ve yıpranmış kültürler diyarında bu filmi çekme tarzım her şeyin kendiliğinden gelişmesine izin vermek ve insanların hikayelerini şarkılar, ritüeller ve danslarla anlatmasına yardım etmekti.
Anadolu’da yaşadığım yolculuk bana çok değerli bir sanatsal kaynak sağlamakla kalmadı, sahip olduğumuz zenginliğin sandığımdan da fazla olduğunu gösterdi. Yapacak çok iş vardı ve bu işleri yapmak için büyük bir heyecan ve heves duyuyordum. Bu filmin yönetmenliğine girişmeden önce uzun yıllar müzik yapmış biri olarak hep Anadolu kültürlerinin yeni müzik tarzları yaratmak için büyük bir potansiyel taşıdığını düşünmüşümdür. O yüzden ilk amacım, Anadolu insanlarının otantik icralarından yola çıkarak türünün ilk örneği bir sinema filmi yapmaktı. Bu film bir müzikal olacak, ancak malzemesini bir hikayeden değil, gerçeklerden alacaktı.
Dünyaya ilan edilmesi gereken bir gurur vardı. Sanat ve popüler kültür alanında yıllarca bizi kendine hayran bırakan batı kültürüne, bizim de söyleyecek bir sözümüz vardı.
10.000 yıllık bir tarihten gelen, popüler kültürün bilmediği son büyük uygarlık!
Batılı değerlerin yükselişiyle ve küreselleşmenin telaşında unutulmaya yüz tutmuş bu topraklar aslında çarpık gelişmenin açtığı yaraları iyileştirmeye, soruların cevaplarını vermeye çoktan hazırdı. Anadolu bize ihtiyacımız olan tüm sevgi, takdir ve onuru kazandıracak kadar zengindi ama biz bu zenginliği hak etmeliydik!
Hak etmek için ise fazla birşey istemiyordu bizden. Ona ne verirsek bize fazlası ile vermeye hazırdı.
Sevgi, takdir ve onur! “

Web sitesi için : www.anadolununkayipsarkilari.com

Filmin fragmanını aşağıda izleyebilirsiniz:

{ 1 comment }

Bunu bir de sabit disk ile denesenize…

by Utku Kaynar on 24 Aralık 2009 · 2 comments

in Blog

Şimdi anlatacağım şeyi bir düşünün. 1978 yılında bir makara film çekiyorsunuz. Siyah Beyaz. Bu makara, 2009′a kadar negatifi ortaya çıkarmak için gerekli banyo işlemlerine tabi tutulmadan, tozlu bir rafta tam otuz yıl bekliyor.

Fotoğrafların çekildiği yer, 1978 yılındaki bir Bob Dylan konseri.

Aşağıda, çekildikten 30 yıl sonra banyo edilen siyah beyaz negatiften yapılan baskıyı görebilirsiniz.


Bob Dylan, 1978

Bob Dylan, 1978


“Değişken sıcaklık koşullarında” ve normal proses ile yıkanan film, sizin de görebileceğiniz gibi herhangi bir solma veya bozulma belirtisi göstermiyor. Bob Dylan’ın sahne performansının gayet açık bir görüntüsü fotoğraflarda mevcut.

Fotoğrafı çeken Mark Estabrook’un yorumu, bu fotoğrafların bu kadar uzun süre sağlıklı şekilde kalmasının siyah&beyaz fotoğrafın uzun ömürlülüğünün bir kanıtı olduğu.

Şimdi can alıcı soruyu soralım : Sabit disklerinizdeki dijital görüntüler 30 yıl sonra ne olacak?  Yukarıdaki durumu, bir sabit disk ile yaratabileceğini düşünen var mı?

Kaynak : Photography Blog

{ 2 comments }

Bir film bazen size yeni ufuklar açar. Bazen bir film, kendi içinde barındırdığı yeni olanaklar ile size yeni çağları müjdeler.

Bazen de bazı filmler sizi görmeye zorlar. Düşünmeye.

Fotoğrafçıların filmleri, bunlardandır.

İşte benim sevdiğim filmlerden bir seçki.

Baraka

Baraka

1. Baraka (Michael Fricke) : Sözlerin ötesinde bir başyapıt. Dünyaya bir güzelleme. Sözsüz, inanılmaz bir anlatım. Geçişler, kadrajlar, portreler, hepsi fotoğraf. Hele insanların ve büyükşehirlerin civcivlerle karşılaştırmalı anlatıldığı bölüm, süper.

Savaş Fotoğrafçısı, James Nachtwey

Savaş Fotoğrafçısı

2. Savaş Fotoğrafçısı (Christian Frei) : Ünlü savaş fotoğrafçısı James Nachtwey’in fotoğraf makinasına bağlı bir kamera ile, bir savaş fotoğrafçısının dünyası. Fotoğrafların etkileyiciliğini geçiyorum, sadece Nachtwey’in söyledikleri için bile defalarca izlenmeli.

Impassioned Eye

Impassioned Eye

3. Impassioned Eye (Heinz Butler) : Henri Cartier Bresson’un retrospektifinin peşinde, Bresson, Magnum çetesi, arkadaşları ile yapılmış bir Bresson güzellemesi. Mutlaka izlenesi.

Home

Home

4. Home (Yann Arthus-Bertrand)  : İddia ediyorum, dünyayı hiç böyle görmediniz! Ünlü hava fotoğrafçısı Yann Arthus Bertrand’ın üç yılda çektiği inanılmaz belgesel. Bu filmi bitirdikten sonra dünyaya aynı şekilde bakmayacaksınız.

Life Through A Lens

Life Through A Lens

5. Life Through A Lens (Annie Leibovitz) : Şimdilerde iflas tehlikesiyle karşı karşıya olan ünlü dergi fotoğrafçısı Annie Leibovitz’in nasıl çalıştığına tanık olun. Muhtemelen çoğumuzun gördüğü, “vaay, ne acayip portre” dediğimiz pek çok fotoğraf bu ustanın elinden çıkma. Sadece iki saatlik çekim için yüzbinlerce dolarlık set, ekipman, makyaj, asistanlar, sanat yönetmenleri, ekipler… Çok ilginç bulacaksınız.

Contacts, Vol.1

Contacts, Vol.1

6. Contacts, Vol.1 : Fotoğrafın en büyük ustalarının kontak baskılarını kendi dillerinden anlatan, “şu fotoğrafı neden seçtim” sorusunun cevabını ustaya verdirten seri. Birinci bölümünde Henri Cartier Bresson, Josef Koudelka, William Klein, Elliott Erwitt gibi devler var. Mutlaka izlenesi.

Looking Back at You

Looking Back at You

7. Looking Back at You (Sebastiao Salgado) : Salgado’nun Workers (İşçiler) kitabının hemen ardından yayınlanmış bu film İşçiler’in arka planına odaklanıyor. Bunu yaparken, Salgado’yu bilfiil çekim yaparken de görebiliyoruz.

{ 9 comments }