bufsad

Societa Photographica Subalpina

by Utku Kaynar on 29 Ocak 2011 · 3 comments

in Blog

Türkçeye “Alçak Alpler Fotoğraf Derneği” olarak çevrilebilecek Societa Photographica Subalpina, dünyanın en eski derneklerinden biri. Yılbaşı tatili için bulunduğum Torino’da SPS’in Yönetim Kurulu’nun konuğu oldum. 1899′da kurulmuş olan dernek, arşivindeki cam negatiflerden oluşan yeni bir kitabın baskı hazırlığı içindeydi.

BUFSAD ile ilgili paylaştığım dernek tecrübelerine çok ilgi gösterdiler, ben de onların anlattıkları deneyimlerini ilgiyle dinledim. Bunların sonucu olarak, 2011′de karşılıklı sergi değişimleri ve işbirliği projeleri yapmak kararıyla ayrıldık toplantıdan.

Aşağıda bu toplantıdan fotoğrafları görebilirsiniz.

{ 3 comments }

Aise Amet “İlk” Fotoğraf Sergisi Üzerine…

by Utku Kaynar on 20 Aralık 2010 · 0 comments

in Blog

Aise Amet, 2010

Aise Amet, fotoğraf çalışmalarını Bursa Fotoğraf Sanatı Derneği çatısı altında sürdüren bir fotoğrafçı.

Amet, “İlk” adlı fotoğraf sergisini 4 Kasım 2010 tarihinde Bursa Korupark AVM Sanat Galerisinde açtı.

Sergiden elde edilen gelir, Onkoloji Derneği’ne bağışlanarak kanser hastalarının tedavilerine destek olacak.

Öncelikle sanal ortamda bu fotoğraflarla abad olmak yerine, basılı fotoğraf ile gerçek dünyada varolmayı seçen Aise Amet’i kutlamak gerekli.

Yıllardan beri atlara duyduğu sevgiyle fotoğrafladığı fotoğraf sergisi, 22 fotoğraftan oluşuyor. 60x40cm, dijital renkli baskı ve fine art tekniği ile basılan fotoğraflar önceden belirlenmiş bir akış içinde sunulmuş. Serginin içinde, biçimsel benzeşimlere dayalı üçleme ve ikilemeler göze çarpıyor.

Aise Amet, 2010

Amet, fotoğraflarında konusunun bütünlüklü, biçimsel estetiğini ön plana çıkartmak yerine atların duygusal dünyasına dair bir bakış sunmayı seçmiş. Serginin ismi “İlk” yerine “Atlar : Yakın ve Kişisel” olsaydı fotoğrafların anlamına daha uygun olabilirdi diye düşünüyorum. Çünkü fotoğraflar atların kişisel dünyasına girmiş, onlara dair Aise’nin gözünden bir görme biçimi sunuyor bizlere.

Bununla birlikte, özellikle yandaki fotoğrafta görüldüğü üzere, fotoğrafçı fotoğraflara kendini de dahil ederek otoportre’ye de bir gönderme yapıyor.

Diğer fotoğraflarla birlikte değerlendirildiğinde, konu/fotoğrafçı ilişkisi birbirine karışıyor, seyircinin her zaman uzak ve nesnel kalmasının beklendiği sergide sadece Aise’nin gözünden atları değil, atlara dair bize sunulan görme biçimi üzerinden Aise’nin kendisini de izliyoruz.

Aise, atlara duyduğu sevgi üzerinden kendi kırılganlıklarını, duygusallıklarını, öznelliğini ve naifliğini de ifade etmeye çalışmış. Tüm bunları fotoğraf dilinde ve ilgi duyduğu bir konu üzerinden gerçekleştirme çabasını son derece önemli. Bu çaba sayesinde sergi, gerçekten irdelenerek izlendiğinde fotoğrafçının dünyasına dair bir duygusal yolculuğa dönüşüyor ve bu yolculuk sayesinde bizler At fotoğrafları yerine “Aise Amet : Yakın ve Kişisel” adı daha da çok yakışacak sergiden büyük bir keyifle ayrılıyoruz.

Aise Amet’i kutluyor, fotoğraf dilinde verdiği emeğin sürmesini, fotoğraf üretimlerinin yeni konularla ve her zaman yeni şeyler söyleyen bir Aise ile devamını diliyorum, elbette bu üretimlerin kalıcı eserlere dönüşmesi umuduyla…

Sergi fotoğraflarından küçük bir seçkiyi aşağıda bulabilirsiniz.

Okuduğunuz için teşekkürler.

Utku

{ 0 comments }

Görüntüler, Çehre’de Kesişirken…

by Utku Kaynar on 29 Mart 2010 · 4 comments

in Blog

Bursa’lı fotoğrafseverler, BUFSAD üyesi Erden Cantürk’ün “Çehre” adlı fotoğraf sergisi ile 25 Mart 2010 akşamı buluştu. Portre fotoğraflarından oluşan sergi, 3 Nisan 2010 tarihine kadar Bursa Tayyare Kültür Merkezinde görülebilir.

Ben de bugün bu etkileyici sergi üzerine yazmak istedim.

Büyük fotoğraf düşünürü Roland Barthes, Camera Lucida adlı kitabında portre fotoğrafını şöyle tanımlar :

Portre fotoğrafı kapalı bir kuvvetler alanıdır. Objektifin önündeki ben : Gerçekte kim olduğum, nasıl görünmek istediğim, fotoğrafçının gördüğü kişi ve sanatı aracılığıyla beni dönüştürmek istediği kişi. Portre fotoğrafında bu dört görüntü repertuarı birbiriyle çarpışır.

Ortaya çıkan şey, fotoğrafçı iyiyse, kendine ve konusuna karşı dürüstse, içtenlikle konuya yaklaşabiliyorsa, işte o zaman portre fotoğrafıdır.

© Erden Cantürk, 2010

Bence Erden Cantürk’ün portrelerinin, izleyenlerini konunun tam ortasına çeken, onları fotoğrafa dahil eden çekim alanı -aurası- Erden’in bu dört görüntü repertuarından ustalık ve alçakgönüllülük ile damıtarak damla damla sunduğu “insan olmak” halinin doğru kavranmasından kaynaklanıyor.

Aklınıza Nazım Hikmet dizelerini düşüren bu görüntüler, memleket insanının durumunu tespitin ötesinde bir güzelleme taşıyorlar. Geçen yıl, National Geographic Türkiye fotoğraf yarışmasında “İnsan” kategorisinde birincilik kazanan Melek Hanım portresi zaten bu etkileyici portfolyonun ipuçlarını içinde taşıyordu.

© Erden Cantürk : Melek Hanım, NG İnsan Kategorisi, Birincilik

Serginin adı, Çehre, bu portfolyonun başlığına cuk oturuyor. Çünkü insanlarımızın çehresinde bu ülkenin hikayesi var.  Büyük ustanın dizeleriyle; hapiste söylenen türküler gibi kederli, taşlar gibi vakur ve çocuksu bir dargınlık taşıyan çehreler…Aynı zamanda tabiat gibi cesur, hünerini ardında saklayan ve dost yumuşaklıklarını haşin bir derinin altında gizleyen çehreler.

© Erden Cantürk, 2010

Erden, Çehrelerden kurulu bir ülkenin öyküsünü anlatıyor.

Olanca doğallığı içinde ve kesinlikle oryantalizme düşmeyen bir içtenlikle yüzlerden yansıyan bir film şeridini izliyorsunuz.

Bu vesileyle bir kez daha farkediyorsunuz ki, fotoğraf piksellerden oluşan bir ekrana yansıtıldığında değil, basılı formda güzel. Fotoğrafın finali,  web siteleri veya e-postalar değil, çerçeveler ve kitaplarda olmalı. Fotoğraf duvara asıldığında daha güzel, kitaba basıldığında daha anlamlı.

Bu nedenle, fotoğrafçının da kilometre taşları dijitalize edilmiş fotoğraflarını göstermek değil, sergiler ve kitaplardan oluşuyor. Bu nedenle gösterilerin kalıcılığı yok ve sanat, bizzat bu terimle, yani kalmakla ilgili.

Henüz görmemiş Bursa’lı fotoğrafseverlere önerim, bu sergiyi mutlaka görün.

Eline sağlık Erden… Candan tebrikler… Ve sergi açılışında da söylediğim gibi; bu portfolyonun bir de kitabı olmalı.

Okuduğunuz için teşekkürler.

Dostlukla,

Utku

{ 4 comments }

Karanlıkta Kuş Sesleri

by Utku Kaynar on 24 Kasım 2009 · 4 comments

in Blog

O göbeğini kaşır. Herhangi bir sorumluluk hissetmediği şeylerden ötürü insanlar rahatsızlığını dile getirdiğinde “göbeğini kaşıyan adam”dır o.

(…)

Bildiği tek fotoğraf biçimi, kendisine öğretilen “abc” dir ve bundan dışarı çıkmaz. Çıkanların, “hoca”ların kurallarını yıkan haddini bilmezler olduğunu düşünür.

(…)

İki saattir düzeltmekle uğraştığı portreyi fotoşoplarken, bir yandan da yeni katıldığı sitede günün fotoğrafçısı olmanın ne menem bir durum olduğunu merak etmektedir. Bu fotoğrafı yükleyince hepsini arayıp puan vermelerini isteyeceği için, aranacaklar listesindeki arkadaşlarını düşünmektedir.

(…)

Rembrandt’ı duymamıştır, Van Gogh’u kulağını kesmesinden bilir. Sanat akımlarının bir ikisinin adını bilse amma da entel olacaktır ama, neyse…

(…)

Fotoğraf merkezleri, dernekler, okullar onun için ikamesi internette bulunan şeylerdir. Internette her şey yapılabildiğine göre, neden sergi de açılmasın, fotoğraf günleri filan orada yapılmasındır?

Göbeğini kaşıyan fotoğrafçıdır o.

Bulunduğu kentte söyleşiler, sergiler, festivaller, bienaller yapıldığında bıyık altından gülmektedir.

Ve bu ülkenin fotoğrafında bugünkü hakim renk, ne yazık ki onun tonlarından bezelidir.

Pencerenin dışından kuş sesleri geliyor.

Yukarıda okuduğunuz satırlar, bu sitede on beş gün önce yazılan “Göbeğini Kaşıyan Fotoğrafçı” başlıklı yazıdan.

Saat sabahın ikisi, ve ben bu yazıyı onuncu defa okuyorum, onbirinci gözden geçiriyorum.

Cümleleri geçtim, kelime kelime tekrarlayarak…

Neden?

Çünkü yaşamımda son dört yıldır çok önemli yer tutan, Yönetim Kurulu Başkanı olduğum Bursa Fotoğraf Sanatı Derneği’nin bazı üyelerini bu yazıyla çok üzmüşüm.

Bazı dostlar, bu yazıda geçen ifadeleri üzerlerine alınmışlar.

Ceza yasalarında, “Kastı Aşan Müessir Fiil” diye bir terim vardır. Genelde istemeden adam öldürme olarak tecelli eder. Özü şudur, eyleminiz amacını aşar, karşınızdakine zarar verirsiniz. Nereden mi biliyorum? Annem avukattır, tüm çocukluğum bu gibi terimlerle geçti.

Şunun altını kalın bir kırmızı kalemle çizeyim : Bu yazıda sözü edilen karikatürün, BUFSAD’ı geçiniz herhangi bir dernekle ilgisi yoktur. Zira kendisi bu gibi olguların, derneklerin eşleniğini internette aramakta ve bulduğunu zannetmektedir.

Fotoğrafta öğrendiği standart kuralların ötesine bakma zahmetine katlanmamaktadır. Tabularına ve statükoya bağını kesmemektedir. Sanal derecelerin, gerçek başarı ve katkılardan daha gerçek olduğunu düşünmektedir.

Buraya kadar bir sorun yok. Herkes tek tip olmak zorunda değil.

Esas tehlike şudur ki, fiziksel örgütlenme ve yan yana durabilme dirayeti, yani bir derneğe üye olma, yüz yüze bakabilme, eleştiri yapabilme, seviyeli tartışma, bağlılık, tahammül, saygı ve takdir yeteneği giderek yukarıda verilen karikatürün değerleri tarafından tehdit edilmektedir.

Çünkü oldukça arabesk biçimde fotoğrafı yukarıda betimlenen şekilde ciddiye alanların sayısı ve gördükleri saygı, almayanların cüreti arttıkça azalmaktadır.

Yüzyüze olduğumuz esas tehlike kanımca budur.

Yazının geneline bakıldığında ve yazı bütünüyle okunduğunda bu anlaşılsa da, itiraf ediyorum ki cümleler üzerinden yorumlanınca “kastı aşan müessir fiil” doğuyor. Bu şekilde anlaşıldığı için üzgünüm.

© Getty Images

© Getty Images

Yanyana Durabilmek

BUFSAD, üyesi ve yöneticisi olduğum yılların öncesinden başlayan ve ne mutlu ki benim de mütevazı katkılarımla süren bir dinamizme sahip. Bu dinamiğe sahip olmasının nedeni sadece, durup dinlenmeden iyi fotoğraf üretmek için kapısının önünden dünyanın öbür ucuna dek düşünen, üreten ve fotoğraflayan üyeleri değil.

Yılda 300′den fazla kişiye vermekte olduğu temel fotoğraf eğitimi semineri de değil. Sadece 2009′da, 250′nin üzerinde sergileme, 70 mansiyon ve 13 madalya ile Uluslararası Fotoğraf Yarışmaları’nda kazanılan başarılar veya atölyelerinin Bursa’nın gündemini değiştirme gücündeki projeleri de değil. Her yıl gelen uluslararası sanatçılar, ödüller de…

Bunlar şimdi söyleyeceğim şeyin sonuçları.

BUFSAD bu ülkenin en dinamik derneklerinden biri, çünkü üyeleri bir bütün olarak birbirinin omuz başında durabiliyor. Bu nedenle çok değerli.

Bu ülkede, herşeyin sanallaştığı günümüzde fiziken ve ruhen yan yana durabilmek becerisi, sabahın bu kör karanlığında penceremin dışından gelen kuş sesleri gibi nadir bulunan güzelliklerden biri oldu artık.

Yanıbaşınıza baktığınızda, orada size destek olmaya hazır bir dostu bulmak. Aidiyet, bağlılık ve içtenlikten örülü bir istinat duvarı.

BUFSAD bu ülkenin en dinamik fotoğraf derneklerinden biri, çünkü üyeleri hep aynı fikirde olmasalar da yanları başındakilere omuz veriyorlar.

Ve takdir edersiniz ki dostlar, insanlar yanları başındakine el, omuz verirken; göbeklerini kaşıyacak bir uzuvları kalmıyor.

Ne mutlu ki, dışarıdaki karanlıkta hala kuşlar ötüyor.

Okuduğunuz için teşekkürler.

Utku

{ 4 comments }

Türk Fotoğrafında Yerlilik!

by Utku Kaynar on 15 Kasım 2009 · 1 comment

in Blog

Değerli dostlar,

Kıbrıs Yakın Doğu Üniversitesi, 4-7 Kasım tarihleri arasında 6.Uluslararası Fotoğraf Günleri’ni düzenledi. BUFSAD’ın da yakın zamanda konuğu olan, Türk fotoğrafının kilometre taşı Gültekin Çizgen bu etkinlik çerçevesinde “Fotoğrafta Yerlilik” adında bir bildiri sundu.

Daha önce başka formlar altında basılı yayınlarda, FotoTrek tarafından basılan “Fotoğrafın Kalın Sesi” kitabında ipuçları bulunabilecek olan bildiri, Sn.Çizgen’in imzası ile FotopyaMag sayfalarında yayınlandı.

Yazının orjinaline buradan ulaşabilirsiniz.

Benim bu yıl okuma şansı bulduğum metinler arasında, naçizane görüşüm şudur; bu metin bu yıl (ve dahi gelecek yıllarda) Türk fotoğrafında üretilmiş en önemli metin olabilir.

Aşağıda, (Sn.Çizgen’in de hoşgörüsüne sığınarak) kişisel olarak önemli bulduğum pasajları bulabilirsiniz.

Bizden önce örgütlenip her şeyi bir sistem içinde programlayıp, geliştiren kentleşmiş, sanayileşmiş ülkeler, fotoğraf felsefesi ve eleştiri alanında da önemli yol almışlardır. Genel bakış olarak Amerikan fotoğrafından, Japon fotoğrafından, Alman fotoğrafından söz edilebilmektedir. O ülkelerde sanatçıları ortak “biçim” dünyasında buluşturan değerler oluşmuştur. Ana kimliği veren mesajlar yanında asıl önemli olan  işte bu “biçim yapısıdır”.

Gültekin Çizgen hocamızı saygıyla selamlayarak, hepinizden bu önemli metni okumanızı rica ediyorum.

Gültekin Çizgen

Gültekin Çizgen

okumanızı rica ediyorum.

{ 1 comment }

Trierenberg Super Circuit yarışmasının ödül töreni, 19 Ekim 2009 Pazartesi akşamı Avusturya’nın Linz kentinde yapıldı. Bursa Fotoğraf Sanatı Derneği olarak iki bireysel, bir dernek altın madalyası ile ödüllendirildiğimiz için galaya davet edildik, ve davete icabet ederek gittik.

Hepimizin, fotoğraf yarışması organizasyonu ile ilgili algısını değiştiren bir gece oldu. Aşağıda, bu geceden izlenimlerimi bulabilirsiniz.


Utku Kaynar, Osman Önder ve Önder Turacı, törene ev sahipliği yapan merkezin girişinde

Utku Kaynar, Osman Önder ve Önder Turacı, törene ev sahipliği yapan merkezin girişinde


Dünyanın En İyi Fotoğrafları (!)

Törene üstünde dünyanın en iyi fotoğrafları yazan, bu yılın kataloğuna da kapak olmuş bir afişin önünden girdik. Etkinliğin (yarışmanın) 36 sponsorunun logolarının önünden geçerek. Tören, Linz kentinde Design Center isimli merkezde yapılmaktaydı. İçeride, konularına göre seçilmiş bulunan yaklaşık 200 fotoğraftan oluşan bir sergi bizi bekliyordu.

 


Önder, sergi salonunda

Önder, sergi salonunda


Fotoğrafların arasında yarışma birincisi Howard Schatz’dan, Önder Turacı’nın ödüllü fotoğraflarına, sergileme alan eserlerden tematik seçkilere kadar her şey vardı.

Bunu da görünce anladık ki, TSC dünyanın en kalabalık katılımlı fotoğraf yarışmalarından biri. Yaklaşık 4000 kişi katılıyor her yıl, ve bu en az rakam. Bu katılımın 30%’una ödül veya kabul (acceptance) veriyorlar. Etkinliğin bu denli çok ilgi görmesinin ana unsuru bu durum.

Profesyonellik, profesyonellik

Profesyonelce düzenlenmiş bir gala organizasyonu, daha ilk dakikadan itibaren kendini belli etti. Gala salonu bütün davetlilerin masa düzenleri ile birlikte düğün gibi süslenmişti. Sahnede bulunan üç tane dev ekran ile ne yapacakları sorusu, bir süre sonra yerini gösterilerden aldığımız keyfe bıraktı.

 


Gala Salonu, törenden önce

Gala Salonu, törenden önce


Yaklaşık 350 davetlinin geldiği gecede hiçbir şey şansa bırakılmamış.

Örneğin, size madalyanızı sahnede vermiyorlar. Bunun için bir “al-götür” standı kurulmuş, isminizi (veya organizasyonunuzun ismini) söyleyip madalyanızı görevli hostesten alabiliyorsunuz. Bu esnada yine görevli fotoğrafçı gelip fotoğrafınızı çekiyor.

 


BUFSAD Altın Madalyasını alırken

BUFSAD Altın Madalyasını alırken


Sahne düzenini ve gösterinin genel organizasyonunu yöneten profesyonel bir ekip var. Bu ekip, TV reji sistemi ile de çalışarak salonda sabit ve seyyar haldeki 6 kamerayı da yönetiyordu. Bu kameralardan yansıyan görüntüler (söz gelimi adınız okunduğunda sahneye çıkarken) anında ana ekranın yanındaki yardımcı ekranlara transfer ediliyor.

 


Galanın açılışı, Dr.Chris Hinterobermeier konuşurken

Galanın açılışı, Dr.Chris Hinterobermeier konuşurken


Kullanılan kameradan projeksiyon makinelerine kadar her şey en üst kalitede. Ana ekranın boyutu 3×5 metre idi ve 1.5 m büyüklüğündeki bir projeksiyon cihazı ekrana sürekli HD görüntü gönderiyordu.

Fotoğrafçıları sahneye gruplar halinde çıkartıyorlar ve aralarından seçilmiş olan üç kişi ile röportaj yapıyorlar. Ne mutlu ki röportaj yapanlardan biri BUFSAD üyesi Önder Turacı idi.

 


Önder sahnede

Önder sahnede


Röportaj sırasında, fotoğrafçının da fotoğrafları ekrana yansıyor ve ortaya yukarıda gördüğünüz etkileyici manzara çıkıyor.

Bilgi için, TSC’yi düzenleyen aynı ekip, Katar’daki Al Thani Award fotoğraf yarışmasını da anahtar teslimi organize ediyor. Bir anlamda bu bir iş, FIAP destekli olarak ticarete dökülmüş durumda.

 


BUFSAD Heyeti, Dr.Hinterobermeier ile

BUFSAD Heyeti, Dr.Hinterobermeier ile


Gecenin sonunda, konukseverliğini esirgemeyen Dr.Hinterobermeier’e ve masamızı paylaştığımız Macar dostlarımıza veda ederek otelimize döndük.

Sonuç olarak şunu söyleyebilirim ki böylesi büyük ve attığı her adım sponsorlarca ödenen (36 tane var) bir organizasyon doğal olarak bir hobi yarışmasından çok bir ticari işletmeyi andırıyor. Her ticari işletme gibi tüm paydaşları için iyi sonuçlar yaratmak peşinde, yani katılımcılar (30% u en azından sergileme alıyor), FIAP (onay veriyor, ana sayfada reklam da var), sponsorlar (böylesi büyük bir organizasyonla çok etkin tanıtım yapıyorlar) ve elbette, düzenleyiciler. Kişi başı katılımın 40 Euro’dan başladığı ve kategori arttıkça yükseldiği bir yarışmadan söz ediyoruz.

Bununla birlikte, tüm dünyadaki amatör fotoğrafçılarda yarattığı ciddi heyecana da tanık olmamak elde değildi.

Esas mesele şu ki, böylesine ciddi organizasyon ve iyi sonuçlar üretmesi için bir yarışmanın bu seviyede profesyonelce yapılması gerekiyor.

Bizim yarışmalarımız da bu gibi organizasyonel seviyelere gelebilir.

Trierenberg’den öğreneceğimiz çok şey var.

Bu vesileyle, Trierenberg’de ödül kazanan Deniz Köse, Arif Miletli, Galip Çetiner, Leyla Şirin, Osman Önder, Önder Turacı, Ömer Yağlıdere, Cem Gençler, Yusuf Dülgeroğlu ve Zeynep Diniz’den kurulu BUFSAD ekibini ve ayrıca bireysel altın madalya kazanan Önder Turacı ve Ömer Yağlıdere’yi tekrar kutluyorum.

{ 8 comments }

Jane Evelyn Atwood ile Dört Gün

by Utku Kaynar on 11 Kasım 2009 · 0 comments

in Blog

Jane Evelyn Atwood - Photo: Gueorgui Pinkhassov

Jane Evelyn Atwood - Photo: Gueorgui Pinkhassov

Eugene Smith ödülü sahibi, ünlü fotoğrafçı Jane Evelyn Atwood BUFSAD konuğu olarak 28 Ekim – 03 Kasım tarihleri arasında Türkiye’deydi. Bursa’da bir gösteri ve söyleşi yapan sanatçı, kayıt olan fotoğrafseverlerle dört gün süren Derinlemesine Foto-Röportaj isimli bir atölye çalışması da yaptı.

Jane Evelyn Atwood, BUFSAD Üyeleri ile

Jane Evelyn Atwood, BUFSAD Üyeleri ile

İşte Jane Evelyn Atwood’un gösterisinde izleyicilerle paylaştığı ipuçları :

  • Bir fotoğrafçının birinci sorumluluğu kendisine karşı dürüst olmaktır.
  • Fotoğraf çekerken en iyi sonuçlar, kendinizi projenize en çok adadığınızda gerçekleşir.
  • Fotoğraf bir görsel sanattır, ve hiç bir kural yoktur. Ancak açık olmalı ve bakmaya devam etmelisiniz.
  • Kurtulmanız gereken ilk şey, kuralların kendisidir. Hikayenizi önemseyin, o kendi kurallarını yaratacaktır.
  • Güncel haberlerin arkasında her zaman derin hikayeler vardır, peşinden gidin.
  • İyi bir fotoğraf yapmanın en kolay yolu, gerçekten ilginizi çeken bir konu seçmek ve onun içinde size gerçekten ilginç gelen bir anı yakalamaktır.
  • Kendinize iyi bir mentör (akıl hocası) bulun.

Gösteri ve aynı esnada yapılan söyleşide bizler, proje yapmak anlamındaki kararlığa dair önemli dersler aldık. Jane Atwood, aslında tam olarak “kaygılı fotoğrafçı” tanımına uyuyor. Dünyada kaygı duyduğu ve bu nedenle kendisini çeken konular var, bu konularda projeler üretip sonuna dek peşlerinden gidiyor. AIDS’li bir adamın son 4 ayını çekerken yeterince yakın fotoğraflar elde edemediği için, adamın yanına taşınmaya karar vermesi bunun güzel bir örneği. Ya da, hapishaneler projesini yaparken tecrit hissini yaşamak için fotoğraf çekimi yaptığı dönemlerde aynı hapishanedeki tecrit hücresinde yaşaması.

Jane Evelyn Atwood’un fotoğrafları ve projeleri için web sitesine buradan ulaşabilirsiniz.

Okuduğunuz için teşekkürler.

Dostlukla,

Utku

{ 0 comments }