Amatör Fotoğrafçılık

Amatör fotoğrafçılık, dünyanın hiç görmediği bir hızda büyüyor.

Tüm dünyada 2008 yılı boyunca on milyona yakın DSLR satıldı. Bu 1980 – 1999 arası satılan toplam profesyonel filmli SLR sayısına eşit. Türkiyede, fotoğraf paylaşım sitelerine abone olan insanların sayısı 250.000′i geçiyor. Bununla birlikte kişisel web siteleri artmakta, insanlar her gün binlerce fotoğrafı Flickr, Fotokritik gibi sitelere yüklüyor.

Virgul.com‘a göre, sadece Fotokritik sitesinin 175.000 üyesi var, her gün 745.000 sayfa ziyaret edilmekte, 45.000 değişik insan tarafından. Diğer siteleri de katarsanız, ne kadar büyük bir kitlenin amatör fotoğrafçılıkla ister düşük, ister yüksek seviyede olsun hobi olarak ilgilendiğini anlayabiliriz.

Nicelik niteliğin önünü açacaksa eğer, neden fotoğraf kalitesinde, üretilen işlerin orjinalliğinde, bakışın öznelliğinde bir artış yok? Neden yeni başlayan tüm fotoğraf meraklılarında gelişme yolları birbiri ile aynı ve bu yollar hep aynı yere, diğerlerinin çalışmalarının kaba kopyalarına çıkıyor?

Yeni başlayan fotoğraf meraklılarının çoğu aynı hataları yaptıkları için.

Karşılaştığımız önemli sorunlar, onları yaratırken kullandığımız bilinç düzeyiyle çözülemez. -Albert Einstein

Fotoğraflarınızın makinenizin kalitesi ile ilgisi yok. İyi fotoğraflar çekebilmek için gereken zihinsel donanıma ne kadar sahipseniz fotoğraflarınız o denli iyileşecektir.

Aşağıda yeni başlayan arkadaşların en çok yaptığı hatalara dair kişisel gözlemimden çıkan bir listeyi paylaşıyorum. Yoruma elbetteki açık ve yorumlarınızı paylaşırsanız hep birlikte tartışabiliriz.

1. Fotoğrafı makinenin çektiği şey sanmak

En çok yapılan hata bu! Fotoğrafı makineler çekmez, fotoğrafçılar çeker. Uzunca bir alıntı/yazı karışımı burada mevcut. Ama fotoğraf makinesinin teknolojik karmaşasına aldanıp, makinenin fotoğrafta fotoğrafçının kendisinden daha fazla rol üstlendiğini zannetmek ilk ölümcül hata. Bu hataya düşüyorsanız, diğerlerine zaten sıra gelmiyordur. Bu hataya düşüldüğünün müspet kanıtı şudur, kişi daha iyi fotoğraflar üreten bir başkası hakkında şunu söyler : “Elbette onun fotoğrafları daha iyi olur, çünkü makinesi (veya objektifi) daha iyi”. Fotoğraf tüm bunlardan çok önce bir tek kelime ile ilgilidir : Vizyon. Bu makine ile çekim yapan ama derdi birşeyler anlatmak olan birisi, Canon Eos 5D MII ile etrafta dolaşan fötr şapkalı makine fetişistinden daha iyi işler çıkartır. Ara Güler’in dediği gibi, iyi fotoğrafçı dikiş makinesiyle de çeker.

2. Sabır yoksunluğu

Sebastiao Salgado, Afrika, Mülteci Kampları

Sebastiao Salgado, Afrika, Mülteci Kampları

Dijital dünyanın, internetin, televizyonun ve modern zamanların her türlü yeni icadının dünyaya en büyük hediyesi hızlı tatmin. Çok hızlı tatmin oluyoruz artık, oldukça da daha hızlı tatmin arıyoruz. Bu durum fotoğraf için de aynen geçerli. Dün fotoğraf makinesini aldıysanız, sırf reklam öyle söylüyor diye bugün fotoğraflarınızla dünyayı sallayabilirsiniz. Eğer durum buysa, neden bütün büyük fotoğrafçılar çok uzun bir öğrenme eğrisinden geçip projelerine yıllarca emek vermektedir?

Fotoğraf, ister tek bir fotoğrafı beklerken, ister uzun öğrenme dönemi boyunca, ister projeler tamamlarken bir öğrenme sürecidir. Bir sanattır, soyut ve kişiseldir. Bu nedenle de biriktirmesi, oluşturması sabır ister. Sebastiao Salgado, BBC muhabirlerinin iki saat geçirip helikopterle ayrıldıkları mülteci kamplarında 40 gün kalmıştır. Muhtemelen aynı nedenle, son projesi 12 yıl(!) sürmektedir.

Sabredin. Sadece projelerde değil, çekimlerde de. Fotoğraf çekimlerinde bir konu üzerinde o anı yakaladığınızı hissedene kadar çalışın, gerekiyorsa o akşam eve tek bir iyi fotoğrafla dönün. Bu, vasat düzeyde on fotoğrafla dönmenizden çok daha iyidir.

Bu yolculukta herkesin hala öğrenci olduğunu, hepimizi orjinal kılabilecek olan yegane şeyin de bu “öğreniyorum” hali olduğunu unutmayın.

3. Temel fotoğraf eğitimini gereksiz görmek

İnsanlar gitar çalmak için kursa gider, ehliyet almak için kursa gider, yemek yapmayı kitaptan öğrenir, ancak makineyi eline aldığında herkes fotoğrafçı olur! Ne demek istediğimi biliyorsunuz. Mutlaka bir yerlerden temel fotoğraf eğitimi alın. Türkiye’de bu işi iyi yapan özel merkezler ve fotoğraf dernekleri var, aynı zamanda bu işi çok kötü yapan “sanat kursları” da mevcut. Eğitim alacağınız merkezin yılda kaç kişiye bu eğitimi verdiğini, eski öğrencilerinin işlerini ve eğitmenlerin geçmişlerini mutlaka öğrenin. Ama kesinlikle temel fotoğraf eğitimi alın. Bu eğitimi veren dernekler için TFSF sitesinden oturduğunuz ildeki derneğin iletişim bilgilerini alabilirsiniz. Bursa’da yaşayanlar için, adres BUFSAD. Bu eğitimi son derece kaliteli veren özel merkezler de mevcut elbette.

4. Akıl Hocası bulmamak (Akut Mentör Yetersizliği)

Temel fotoğraf eğitimi sizi bir yere kadar getirir. Atölye çalışmaları ve ileri eğitimler de öyle. Kendinize, seçtiğiniz disiplinde fotoğraflarınızı yargılayacak ve size yön verecek bir usta bulun. Tüm sanat dallarında tarih boyunca eğitim hep usta/çırak ilişkisi ile yürümüştür. Fotoğraflamak istediğiniz konuları bulun, onları nasıl çekeceğinize dair kafanızda taslaklarınız olsun, sonra mutlaka kendinize bu konulara dair daha önce çalışma yapmış veya size tavsiyede bulunabilecek kişileri bulun ve size yol göstermelerini isteyin. Fotoğraflarınızı değerlendirmelerini isteyin, eleştrilerinden ders çıkartın. Işığın bol olsun’a pek benzemez bu eleştriler, hazırlıklı olun. Usta bir fotoğrafçının bir tek sözü, sizin fotoğraflarınıza bütün bakışınızı değiştirebilir. Sizin tarzınızı anlar, ona göre yol gösterir. Doğru ustayı bulmak biraz da şanstır, ama içgüdülerinize güvenmelisiniz. Bilhassa benim gözlemim şudur, doğru şekilde yaklaşılırsa bütün üstatlar memnuniyetle yol gösterir. Bunu kendi yararınıza kullanın.

5. Başkalarının çektiği gibi fotoğraflar çekip alkış peşinde koşmak

Türkiyedeki amatör fotoğrafçılarda en sık rastlanan durum. Yukarıdaki madde ile çeliştiğimi sanmayın, insanın ustasına öykünmesinde ve sonra onu aşmasında sorun yok. Esas problem, hiç bitmeyen bir yarış ortamında herkesin herkesi taklit etmesidir. Siz kendiniz olun. Fotoğrafta teknik veya estetik olarak kopyalamak kolaydır. Ansel Adams’ın 80 sene önce çektiği fotoğrafları yeniden çekmek için yıldız diyagramlarından yararlanan, sonra da açıklar/koyular vb. iyi çıkmadı diye hayıflanan salaklardan burada söz etmiştim. Fotoğrafta taklit kolaydır, zor olan duyguyu iletmektir. Duyguyu iletebilmek için fotoğraflarınızla birşeyler söylemeye istekli olmanız gerekir. Fotoğraf bir dildir, ancak sizin söyleyecek bir şeyiniz yoksa neyi duyarsa tekrar eden bir papağan olursunuz.

6. Photoshop’ta hallederiz sendromu

Bu rahatsızlıktan muzdarip olanların 5 gün boyunca 5 vakit karanlık odaya girmesi esastır. Tedavisi budur. Şaka bir yana, çekildiği anda kötü olan bir fotoğrafı saatler süren photoshop masajı dahi kurtaramaz. Hatta genellikle sonuç başlangıçtan daha kötü olur. Fotoğrafın kadrajlaması dahil her detayını, fotoğrafı çekmeden önce düşünün ve uygulayın. Ayıklamalar, rahatsız eden veya katkıda bulunmayan detaylardan kurtulmak veya katkı koyan bazı elementleri fotoğrafa eklemek elbette photoshopta yapılabilir, ancak fotoğrafınız öncelikle gerçek, sonra samimi olmaz.

Bu madde, söz gelimi İlke Veral gibi sanatçıların manipülasyon ile ulaştıkları sanat seviyesi için elbette geçerli değildir. Onlar photoshop’u, bir ressamın fırçası gibi kullanmaktalar, hatalarını örtmek için değil.

Fazlasıyla felaket photoshop hataları görmek isterseniz buraya tıklayın.

7. Kompozisyona önem vermemek ve ayıklama yoksunluğu

Resim bir dahil etme sanatıdır. Fotoğraf ise çıkartma. Einstein’in dediği gibi, herşey mümkün olduğunca sadeleştirilmeli, ancak asla daha fazla basitleştirilmemelidir. Fotoğrafta da durum bu. Kötü fotoğraflar çekmenin en kısa yolu, herşeyi bir fotoğrafın içine sokmaya çalışmaktır. Sadeleştirin. Bu asla bir fotoğrafta tek bir element olsun, geri kalanın hepsini atın demek değildir, ancak fotoğrafa katkıda bulunmayan elementleri fotoğrafı çekerken, bu tip öğelerin bulunduğu fotoğrafları sonradan seçerken eleyin.

Kompozisyon, öğelerin anlatıma yardımcı olacak biçimde kadraj içinde düzenlenmesidir. Buna enstantane etkileri de dahil. 163571333-L163571326-LDolayısıyla her türlü kompozisyon elemanının, gözün anlık süzgecinden, kumpasından geçip öğeleri doğru şekilde yerleştirmesi gerekir. Yanda perspektif öğesi yanlış kullanıldığından, lekeleri üst üste binmiş bir fotoğraf ile doğru uygulamasını görüyorsunuz. Aynı bunun gibi, fotoğrafta hangi öğeleri biraraya getirip getirmeyeceğinizi söyleyen kompozisyona vereceğiniz önem, fotoğraflarınızda mesafeyi daha hızlı katetmenizi sağlayacaktır. Kompozisyon öğrenmek için hangi kitapları okuyabilirim diyorsanız, buraya tıklayın.

8. Yeterince (değişik) fotoğrafa bakmamak, yeni bakışların peşinde koşmamak

Size bir sır vereyim, neredeyse bütün iyi fotoğrafçılar (istisnai deha Koudelka hariç) çektikleri kadar çok fotoğrafa bakarlar. Bu fotoğrafınızı beslemenizin en etkin yollarından biridir. Seçtiğiniz disiplinde ne olup bitiyor, dünyada hangi fotoğrafçılar neler yapıyor bunları takip etmeniz gerekir. Internetin de etkisi ile artık bu çok kolay. Magnum in Motion‘da podcastlere üye olabilir, Steve McCurry‘nin son işlerini takip edebilir, söz gelimi doğa fotoğrafını seviyor iseniz Frans Lanting‘in National Geographic’te son yayımladığı makalelere ulaşabilirsiniz. Google Reader gibi programlar yardımıyla başka fotoğrafçıların bloglarını takip edebilirsiniz. Bunların hepsi, size ve fotoğrafınıza anlatmakla bitmez katkılar sağlayacaktır. ICP‘nin Infinity Award ödüllerini takip edebilir, fotoğraf dünyasındaki son ödül ve gelişmeleri Lightstalkers‘dan izleyebilirsiniz. Belgesel fotoğrafçılık seçilmiş disiplininiz ise, MediaStorm size yeni ufuklar açacaktır, özellikle multimedya çalışmaları konusunda. Bakışınızı yenilemek için, kendiniz olup yeni ufuklara açık olmayı sürdürmelisiniz. Kendi tarzınız, zihninizin çeşitli kaynaklardan topladığı özgün bileşim anlatmak istedikleriniz ile bütünleştiğinde oluşacaktır.

9. Işık bilgisine sahip olmamak

Sadece bunu bilirseniz dahi yeterli. Buna inanın, ışık bilgisine sahip olmadığı halde fotoğraf çekmeye çalışan ve sonra neyin yanlış olduğunu merak eden o kadar çok insan var ki… Işık, özellikle doğal ışık en çok kullandığımız kaynaktır. Ancak ona ulaşabilmeniz için sabırlı olmanız gerekir. Doğru zamanda doğru yerde olmak için çaba sarfetmeniz gerekir. Bir örnek vereyim; tanıdığım bir fotoğrafçı var, yakınlarda bir köyde fotoğraf çekmeye gidiyor… Saat 10.00, doğal olarak güneşin ışığı güçlü ve fazla konstrastlı, aşırı parlak bir hava. 6 saat uğraşıyor, akşama kadar, bir kaç portrenin haricinde (onlar da kötü) hiçbir şey yok. Bir başka fotoğrafçı daha var, sabah saat 03.00′te kalkıyor, 03.30′ta kahvaltı bitiyor, 04.00′te yola çıkıyor, 05.00′te fotoğraf çekeceği yerde, 05.30′da fotoğrafını çekiyor, 07.00′de dönüşe geçiyor. Fotoğraf muhteşem, çünkü ışık doğru. Bunun üzerine düşünün. Cephe ışığında portre çektiğinizde neden iki boyutlu bir etki elde ediyorsunuz ve neden portreleriniz yanal ışıkta daha derinlikli görünüyorlar ? Işığı anlamak ve fotoğrafa yansıtabilmek pek çok insanın hiç düşünmediği bir konu. Siz onlardan olmayın.

10. Fotoğrafın/Sanatın entellektüel yönüne önem vermemek

Zurnanın zırt dediği yer burası. Memleketçe hastalığımız. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak. Hepsiyle özetlenebilir. Fotoğrafların ışığına yorum yapar, ama daha Rembrandt‘ı duymamıştır. Açık / koyu dengesinden konuşur, Caravaggio‘dan haberi yoktur. Gerçekçilikten söz eder, ama neredeyse tüm 20. YY Amerikan belgesel fotoğrafına ilham kaynağı olan Edward Hopper‘ı bilmez. Sadece resim bilgisinden de söz etmiyorum, Fotoğraflar Neyi Anlatır umursamaz, sanat tarihi‘ni daha yükseğine puanı yetmeyen üniversite öğrencilerinin girdiği ucube bölüm filan zanneder, sonra da eşinin dostunun sitedeki fotoğraflarının altına bunu yazar.

Sontag, Barthes, Benjamin, Gombrich… Size güzel fotoğraflar çektirmezler, ancak fotoğrafı içinize güzel çekmenizi sağlarlar. Düşündürürler. Değiştirirler. Okuyun. Merak edin. Araştırın. Fotoğraf bir sanattır, ve sanatta uzun adımlar, büyük sıçramalar değil, mantıklı ilerlemeler vardır. Şimdi kendi kendinize keşfettiğiniz kavramın bir ucu, bundan üç yüz yıl önce Avrupa’nın köhne bir çiftlik evinde bir adamın tuvale boya sürüş biçimine dayanıyor olabilir. Hiçbir şey, diğerlerinden bağımsız değil. Bunu düşünün.

Genel kuralla bitirelim : Emek yoksa, hasat yoktur.

Okuduğunuz için teşekkürler.

Utku

{ 6 comments }

Fotoğraf Makinanızın Önemi Yok!

by Utku Kaynar on 03 Ağustos 2009 · 28 comments

in Blog

(Kaynak : KenRockwell.com)

Size fotoğraf dünyasında herkesin bildiği, ama kimsenin söylemediği bir şeyi söyleyeyim:

İyi fotoğraflar çekmenizde fotoğraf makinanızın önemi yok.

Dijital fotoğrafçılığın da etkisi ile, artık herkesin fotoğraf çekebildiği günümüzde nedense herkes aynı şeyle büyülenmiş görünüyor : Daha iyi ekipman = daha iyi fotoğraf!

150$’lık bir makina ile 5000$’lık bir makinanın farkını görmek istiyorsanız, kendiniz bakın. Piyasadan kalkmış bir Canon A620 ile nasıl fotoğrafların çekilebileceğini görün.

Bazı ekipman bağımlıları hala fotoğraf makinalarının -insanların değil- fotoğraf çektiğine inanıyorlar. Onlara ünlü fotoğrafçı Chase Jarvis’in özellikle iPhone ile çektiği portfolyoyu göstermek isterim.

Eğer gerçekten iyi fotoğraf çekebiliyorsanız tek ihtiyacınız kullan-at bir fotoğraf makinası, oyuncak bir kamera veya cep telefonu bile olabilir. İyi fotoğraflar yaratmak için, bir Leica veya Nikon D3x‘e gereksinim duymuyorsunuz.

Fotoğrafta parayı sanat öğrenimine ve eğitime harcamak, daha fazla, daha iyi, daha vb. fotoğraf makinalarına harcamaktan her zaman daha iyidir.

Fotoğraf makinalarındaki, film kalitesindeki, keskinlikteki veya çözünürlükteki ilerlemelere rağmen, neden Ansel Adams‘ın 60 yıl önce başardığını başaramıyoruz?

Düşünün, Ansel’in photoshop’u dahi yoktu! Yine de ona yaklaşmak için bütün çabalar boşa çıkıyor, Jack Dykinga gibiler epey yaklaşsa da…

Amerika’da hala, Ansel Adams’ın veya Jack Dykinga’nın yıllar önce fotoğraf çektiği noktaları GPS koordinatları ile bulup, aynı fotoğrafı çekmek için ayın pozisyonunu gösteren yıldız diyagramlarından yararlanmaya çalışan salaklar var. Orjinal fotoğrafların tıpkı-kopyalarını elde etmeye çalışıyorlar. Ancak fotoğrafları yine de ilk eserin duygusal yoğunluğundan uzak. İşte burada…

Dalga geçmiyorum. Bu meraklılar, üniversite astronomlarından faydalanarak aynı manzara koşullarının 20 yılda bir biraraya geleceğini hesaplayıp, aynı tarihte 300 kişi fotoğrafın çekildiği noktada kamp kurdular. Fotoğraflar çekildi ama hala bulutlar, gölgeler ve kar doğru yerde değildi. İşte bu, Ansel’i veya herhangi başka bir sanatçıyı eşsiz yapar. Elbette ki istediklerini elde edemediler, çünkü sanat bundan fazlasıdır.

Michalengelo Sistine Kilise‘sinin tavanını boyamak için 4 yıl neredeyse sırt üstü yaşadı. Bugün onun ne tür boya ve/veya fırça kullandığını merak edeniniz var mı?

Gerçekten iyi fotoğraflar kaynağını kopyalamaktan değil, ilhamdan alır.

Geçenlerde fotoğrafa yeni başlayan bir arkadaş bana şunu sordu : “14MP bir makina mı almalıyım, 10MP yeterli mi?”

Aklıma şu fıkra geliyor, adam bileğini kırmıştır, doktora sorar “doktor, piyano çalabilecek miyim” diye, doktor yanıt verir “kesinlikle, şüpheniz olmasın!”.  Adam güler, çünkü daha önce hiç piyano çalmamıştır.

Bir Steinway sahibi olmanız piyano çalabileceğiniz anlamına gelmediği gibi, yüksek düzey bir fotoğraf makinası da fotoğraf çekebileceğinizi garanti etmez.

Fotoğrafı makinalar çekmez, fotoğrafçılar çeker. Fotoğraf makinası sadece araçtır.

Neden herkes artık Photoshop’u gayet etkin kullanmasına rağmen, kötü çekilmiş bir fotoğraf saatlerce süren photoshop masajından sonra hala baştakinden daha kötü görünmektedir?

Belki de şundandır : Fotoğrafı yapan sanatçının gözü, yeteneği ve teknik becerileridir. Aletleri değil.

Ansel Adams’ın dediği gibi, fotoğraf makinasının en önemli komponenti makinanın 10cm arkasında durmaktadır!

Hayalgücü yoksa, düşünce yoksa, incelik yoksa fotoğraf ta yoktur. “Image” sözcüğü, “imagination”, hayalgücünün köküdür. Lens keskinliğinin, çözünürlüğün vb. konuyla ilgisi yoktur.

David LaChapelle‘in işleri yalnızca hayal gücünün ürünüdür, makinasının değil. Zor kısım mizanseni kurmaktır, fotoğraf makinasının ayarları ikinci gelir.  Mizansen bir defa kurulduğunda, herhangi bir makina konunun fotoğrafını çekebilir.

Joe Holmes’in 13″x19″ boyutundaki, Amerikan Doğal Tarih Müzesi‘ndeki çalışmaları, Jen Bekman Gallery‘de 650$’a satılmaktadır. D70 ile çekildiler.

Tüm dünyada bir fanatizm halini alan, orta format plastik kamera Holga’dan çıkan fotoğraflar galerilerde yüzlerce dolara satılmaktadır. Holga 30$’a eBay‘den alınabilir.

Contact Press’den David Burnett’in Beyaz Saray Haber Fotoğrafçıları Tarihin Gözü 2006 ödülünü kazanan fotoğrafı, Holga ile çekilmiştir. Burada görebilirsiniz. Bu fotoğraf şu anda, Corcoran Modern Sanat Müzesi‘nin duvarında asılıdır.

Ekipmanlarınız, fotoğraflarınızın kalitesini etkilemez. Ekipmanlarınız, lensleriniz, megapiksel vb. hakkında ne kadar az düşünürseniz, iyi fotoğraflar yaratmak konusunda düşünmeye o denli vaktiniz kalır. Doğru ekipman sadece sonucun daha hızlı ve daha güvenli şekilde size gelmesini sağlar. Hepsi bu.

Ansel Adams’ın 1937′de söylediği gibi, “her yeni modern lens büyük diyaframlarda maximum definisyon için düzeltilmiştir. Daha küçük diyafram değerleri yalnızca derinliği artırır.” (Ansel Adams Otobiyografisi, hangi lensi kullanacağını soran Edward Weston’a mektup, S.244)

Ansel Adams, bunda  tam 70 yıl önce objektiflerinin keskinliğini çok kafaya takmaksızın inanılmaz keskinlikte fotoğraflar üretti. Bugün bizler, onun yarattığı sonuçlara yaklaşmak şöyle dursun, objektiflerin kıyaslama tablolarından başımızı kaldıramıyoruz. Elbette, o zamanın büyük format lensleri yavaştı, tipik olarak minimum 5.6 ve üstü. Bugünün modern lensleri en iyi performanslarına, iki stop kısıldıklarında ulaşmaktadırlar.

Yeni ekipman almak fotoğrafınızı geliştirmeyecektir. “Ah o lensi alabilsem” diyen bir sürü fotoğrafçı tanıyorum, o lensi aldılar, şimdi başkasını istiyorlar, ama fotoğrafları daha iyi olmadı.

Ernst Haas bu konuyla ilgili yorumunu 1985′te düzenlediği bir atölyede yapmıştı.

Atölyeye katılmak için uzaklardan gelen iki hanım, atölyenin başından itibaren Leica lensleri ve gövdelerinin üstünlüğünden dem vurmaya başlarlar. Bir Leica bayisinde çalışmaktalardır ve Haas’ta Leica gövdelerini kullanması ile ünlüdür.

Dördüncü günü sonunda Haas’ın sabrı taşar, bir tartışmanın ortasında hanımlardan biri Wetzlar objektiflerinin üstünlüğünü sorgulayan bir soru sorduğunda şöyle der : “Leica, Salayka! Makina bir milim fark ettirmez. Çünkü hepsi gördüğünüzü kaydeder. Ama bunun için, GÖRMELİSİNİZ.”

Ve ekler : “En iyi geniş açı lens mi ? İki adım geri çekilin ve aha!”

Kimse, atölyenin geri kalanında Leica, Canon, Nikon veya diğer markalardan söz etmez.

Dünyanın en iyi fotoğraflarından bazılarını burada görebilirsiniz. Bu fotoğrafları çeken sanatçı da burada aynı şeyi söylemektedir. Burada da $3 değerindeki 50 yıllık bir fotoğraf makinesi ile çekilmiş fotoğrafları görebilirsiniz.

Bu fotoğraf 20 yıllık bir Yashica Electro ile çekilmiştir. Ebay’den 20$’a aldım.

Bu fotoğraf ta yine 30 yıllık Canon QL17 GIII ile çekildi. Yanlış hatırlamıyorsam 30$ filandı.

Andreas Feininger (1905 – 1999) şöyle demiştir : “Fotoğrafçılar sürekli şunu söylüyorlar, ah bir Nikon’um olsaydı, ah bir Canon’um olsaydı, şu olsaydı, bu olsaydı.. Bu hayatımda duyduğum en aptalca şey. Fotoğraf görmek, ilgi ve düşünmekten ibarettir. Hepsi bu. Sonrasında, herhangi bir şeyi reddebilmek olgusu gelir. Kötü ışığı, kötü arka planı, kötü zamanlamayı, vs. Sadece çekmemeniz gerekir, konunuz ne kadar güzel olursa olsun.”

İnsanlar arabaların kendi kendisini sürmediğini bilir, daktilolar kendi kendilerine roman yazmarlar, Rembrandt’ın fırçalarının da kendi kendilerine resim yaptığı görülmemiştir. Öyleyse bazı zeki insanların fotoğraf makinalarının etrafta dolaşıp fotoğraf çekebildiklerine ilişkin yanılgısı nereden kaynaklanmaktadır? Dünyanın teknolojik olarak en gelişmiş arabaları dahi otoyolda kendiliklerinden aynı şeritte kalmayı beceremez. Dünyanın en teknolojik makinaları dahi, sizi gitmek istediğiniz yere götürmek için ayarlara ihtiyaç duyar. Her makina buna ihtiyaç hisseder. Dolayısıyla, lütfen pozlamayı yanlış yaptığı veya bulanık bir fotoğraf çektiği için makinanızı suçlamayın.

Bakın, fotoğraf sanatında yol almış herkes fotoğraf ekipmanlarının aslında pek te önemi olmadığını anlamak için yıllarını harcar. Daha sonra, elinizdeki ekipmanın en iyi ekipman olduğunu ve aslında bunun pek te önemli olmadığını kavrarsınız. Sonrasında öğrenme evresi bitmiştir ve yaratım başlar.

Dolayısıyla, yaratımı ne kadar öne koyup ekipmanı ne denli az düşünürseniz o kadar iyi fotoğraflar çekersiniz.

Kirsten Galon, Nikon’un en alt seviye 18-55 ve 70-300 objektiflerini kullanmaktadır.

Ekipmanın en önemli fonksiyonu, tekrar ediyorum en önemli fonksiyonu, yaratım sürecinde yolunuzdan çekilmek ve bir daha karşınıza çıkmamaktır.

Herhangi bir alanda virtüoziteye ulaşmış birini yakalayıp (sponsorları yanında olmaksızın) sorun, o da size aynısını söyleyecektir.

Peki neden tüm profesyoneller, sanatçılar yüksek profilli ekipman kullanma eğilimindedir ?

İşte nedeni :

  1. İyi ekipmanlar yoldan daha iyi çekilir, işinizi yaparken sorun çıkarmaz.
  2. Daha sert ve uzun süreli kullanıma göre yapıldıklarından daha dayanıklıdırlar.
  3. Bazı ileri seviye kullanıcılar, bu ekipmanların yine bazı küçük özelliklerini kullanışlı bulabilir.
  4. Paranız varsa ve illa da harcamak istiyorsanız, pahalı ekipman almak sorun değildir. Yeter ki ekipmanı, yaratımınızdan daha çok düşünmeyin.

İşte netlik ayarı yapılamadığı için sürekli offset netlik ile çalıştırılmak zorunda kalan, tamircinin yapılamaz dediği makina ile çekilen fotoğraf : Bu fotoğraf fotoğrafçısına en önemli ödüllerden bir kaçını kazandırmıştır.

Herhangi bir fotoğraf makinası, dergi kapaklarında kullanılabilecek kalite ve güzellikte görüntüleri ortaya çıkartabilme yeteneğine sahiptir. Dolayısıyla bu yazısı okuyorsanız muhtemelen siz de sahip olabileceğiniz en iyi ekipmana sahipsiniz, yapmanız gereken tek şey onu son katresine kadar kullanmayı bilmektir.

Bu fotoğraf yine 20 yıllık Yashica Electro ile çekildi. 40$ değerinde. Muhtemelen, 2000$’lık Leica ile veya 2-3 milyarlık motorlu Canon ile daha iyisini çekemezdim.

Elbette aynı ayarda değil, ancak bu fotoğraf, muhteşem Edward Steichen tarafından otelin garsonundan alınan bir makinayla çekilmiş bir Isadora Duncan portresidir. Whitney müzesinde, 2000 – 2001 yıllarında sergilendi. Steichen, asıl amaç film çekmek olduğu için yanında makina götürmemişti.

Dünyada kötü fotoğraflar çekmenin en kısa yolu, hangisini kullanmanız gerektiğini bilemediğiniz pahalı bir ekipman yığınına sahip olmak ve o ekipmandan öbürüne sıçramaktır.

Her bir objektif, her bir makine ayrı bir dil öğretir. Bu dilleri öğrenmeden bir sonrakine geçmek, yolunu bilmediğiniz bir şehirde dolaşmaya benzer. Ancak rastlantılarla kazanırsınız.

İyi fotoğraflar çekmek için görmeyi ve kompozisyonu öğrenmek gerekir. Nerede duracağınızı ve hangi anda deklanşöre basacağınızı öğrenmelisiniz.

Benim şu anda bu sayfayı yaratmak için hangi yazılımı kullandığım sizi ilgilendiriyor mu? Elbette hayır, çünkü bu yazıyı önemsiyorsunuz, araçları değil.

Piyanonun nasıl çalındığını hepimiz biliyoruz, tuşlara elinizle basıp belirli pedalları basılı tutarsınız. Çok basit halde teknik budur. Bu bize Fazıl Say’ın konçertolarındaki duyguyu açıklıyor mu?

Fotoğraf makinenizin önemi yok.

Aklınızı ne kadar ekipmandan alıp, fotoğraflarınızdaki ışığa, kompozisyona, detaylara odaklanırsanız, fotoğraflarınız o denli iyi olacaktır.

{ 28 comments }