Basitlik
Basit bir makinanın, çok ama çok az düğmesi, düdüğü ve işlevi bulunur. Aşağıda Leica M6′nın bütün kontrollerini görebilirsiniz. Hepsi bu kadardır. Aynı tür bir tasarım, Nikon FM2 veya Nikon FM10′larda da bulunabilir.
Giriş
Basitlik, fotoğrafçılıktaki en önemli konseptlerden biridir.
Basit fikirler güçlüdür. Onları daha da basit ifade etmek, fikirleri berraklaştırır. Sade kompozisyonlar bu berraklığı daha güçlü kılar. Bütün bunların hepsi, sonunda daha fazla beğeni alan, sergilenen ve yarışmalarda ödüller alan fotoğrafları oluşturur.
Bu yazı, bu konseptin daha az bilinen ancak bilindiğinden de az uygulanan kısmı ile ilgilidir : Ekipmanınız basitleştikçe, tecrübeleriniz zenginleşir ve fotoğraflarınız güçlenir. Yanınızda taşıdıklarınız ekipman olarak azaldıkça, fotoğraf olarak daha fazla şeyle geri dönersiniz.
Dolayısıyla bu yazı, ekipmanın sadeliğinden bahsetmektedir. Başka bir yazıda da fikirlerin ve uygulamanın sadeliğinden söz edeceğiz.
Çok fazla ıvır zıvır
Eğer hangi ekipmanınızın eksik olduğuna takılmak yerine, mevcut ile ne yapabileceğinize odaklansaydınız, fotoğraflarınız bugün olduklarından çok daha iyi olurdu.
Daha fazla ekipman satın alıyoruz çünkü daha geniş bir ekipman yelpazesinin daha fazla koşulda işimize yarayabileceğini düşünüyoruz. Herşeyi dahil edebilmek için ultra geniş açıların, iyice yakınlaşabilmek için süper zoom’ların peşinde koşuyoruz, dünyada otururken ayı çekebilelim diye.
Yanlış.
Herşey için hazırlanmaya çalışmanın en doğal sonucu, sonunda hiçbir şey için hazır olmamaktır.
Sonunda kendinizi, doğru dürüst bir fotoğraf fırsatını göremeyecek kadar fazla ekipman taşıyor olarak bulursunuz. Bütün zamanınızı makinenizi ve ekipmanlarınızı düşünerek geçirir, doğal olarak ta fotoğraflarınızı düşünmezsiniz.
Bu çok ciddi bir sorun. Günümüzün amatör fotoğrafçıları, makinelerinin ve objektiflerinin ayarlarının, fotoğraflarına neredeyse hiçbir etkisi olmadığını göremiyorlar bile.
Bir itirafta bulunayım : Gerçek anlamında fotoğraf konuşan biriyle, fotoğraf dünyasında karşılaşmak çok nadir hale geldi. Bunun yerine, karşılaştığımız insanların büyük çoğunluğu makine özelliklerinden, photoshop eklentilerinden ve HDR yazılımlarından bahsediyor.
Oysa denklem basit :
Ekipmanınızı daha çok düşündükçe, fotoğraflarınızı daha az düşünürsünüz.
Yanınıza daha az ekipman aldıkça, daha iyi fotoğraflar çıkma olasılığı artar.
Neden?
İnsanlar aynı anda tek bir şeye tam olarak odaklanabilmeye, bir çok şeye tam olarak odaklanabilmeye kıyasla daha yeteneklidir. Bu derin düşüncedir.
Sir Isaac Newton cebir’i bulduğunda, 24 saat süren kesintisiz bir düşünce sürecinden geçmişti. Derin düşünceden bunu kastediyorum.
Dışarıda çekimdeyken, birden fazla gövde, objektif veya ıvır zıvır dikkatimizi fotoğrafın konusundan ekipmana yöneltir. “Diğer objektif ile denesem ne olur”, “acaba daha mı fazla ISO’da çeksem” vs.
Daha da kötüsü, fotoğrafçılığın bugünkü durumu amatör fotoğrafseverlerin dikkatini daha da fazla dağıtacak tuzaklarla dolu : “raw mı çekmeliyim bu fotoğrafı?”, “belki AdobeRGB’de bir defa daha denemeliyim”, ya da en kötüsü “şimdi bu tripod pozisyonunda 30 dakika boyunca 500 fotoğraf çekip, sonra onları HDR ve panfocus tekniği ile yapıştırsam iyi fotoğraf olur!”
Zihinlerimiz bununla dolu olduğundan, fotoğrafa ya da konuya odaklanamayız.
İnsanların yaptığı en aptalca şey, daha iyi fotoğraf için düşünmek, daha iyi bir açı aramak, daha iyi bir kompozisyon kurmaya çalışmak için 30 saniye geçirmek yerine, 30 dakia boyunca 500 fotoğrafı nasıl birleştirebileceğini düşünmektir.
Fotoğrafta çekmek her zaman işin kolay kısmıdır. Zor olan görmektir. Fotoğrafı çekme işlemine bütün zorluğu yüklerseniz, fotoğrafı görmek için yer kalmayacaktır.
Aynı şekilde fotoğrafı aramak için geçirmeniz gereken zamanı, fotoğrafı çekme işleminin kendisine ayırırsanız, ne kadar zaman ayırırsanız ayırın fotoğrafınız berbat olacaktır.
Fotoğraf konunuzla, kompozisyon ile, jest, mimik, ışık, bakış noktası, etki, perspektif, denge, renk, leke, zamanlama, negatif boşluk, doku, çizgiler ve geometri ile ilgilidir.
Bu nedenle iyi fotoğrafçılar ekipmandan bağımsız olarak iyi fotoğraflar üretebilirler. Bir iPhone ile olsa dahi. Mesele görmektir, çekmek sonra gelir.
Bu nedenle basitlik bu kadar önemlidir, çünkü elinizde dikkatinizi verecek ekstra ekipmanlarınız bulunmaz.
Benim fotoğraflarım, bilinçli olarak az ekipman taşımaya başladığımdan bu yana iyileşti.
Siz de deneyin, sonucu siz de farkedeceksiniz.
Kaynak : kenrockwell.com


Utku abi merhaba,
Uzun zamandan beri blog yazılarını takip ediyorum. Daha önceki yazılarına nasıl katılıyorsam bu yazınada aynı derecede hak veriyorum. Malesef kapital düzen içsel dünyamıza fotoğraf kapısından girmeyi başarmış, manadan ziyade madde ile temasımızı geliştirmiştir. Neticede kapital düzen mana ile beslenmez. Günümüz Türk Fotoğrafı her alanda olduğu gibi şekilcilik kulvarında dolaşmaya, hala teknikler ile boğuşmaya devam ede dursun, derin düşünce ürünleri fotoğraflar apayrı bir fotoğraf dünyasında akışlarına devam ediyor. Fotoğraf memlekette bir statü belirteci olmaktan çıkmalı, biçim ve içerik dengesine kavuşmalı, herşeden önemlisi Anadolu değerleri ile bu toprakların düşünce ve algısı ile hayat bulmalıdır. Çok daha fazla okumaya dünya fotoğraf algısını tanımaya ihtiyacımız var. 1826 yılından günümüze ulaşana kadar geçen sürede fotoğrafın yurdum topraklarına gelişinden bu yana Türkiye’de hala tam anlamıyla bir karakter bulamadığı düşüncesindeyim. Biçimsel anlamda gerçekten başarılı çalışmalar var. Ama incelemelerim şu yönde; özellikle yarışmalarda dikkat ettiğim üzere başı çekecek fotoğraflar artık konu ve anlamları ile diğerlerinden sıyrılmaya başladı. çünkü teknik anlamda yurdum fotoğrafçısı en kral photoshop ustası haline, en iyi malzeme analiz edecek kişi konumuna ulaştı. artık süreç fikirlerin ilerlemesi yönünde sistemi tetikliyor. Zaten fotoğraf tarihinde de böyle olmadı mı? önce soylular bu işe sardılar. çünkü maliyetli bir işti. zanaatçılar ressamlar belli bir alt yapı ile işe girdiler. tabi bu arada teknik gelişmelerde hızla ilerliyordu. fotoğraf teknik bir veri olarak ilerliyordu. zaten sanat mıdır değil midir? meselesi de buradan çıkmıyor mu? teknikler aşıldıkça sanatçılarda fikir ve görüşleri ile tarzları ile fotoğraf dünyasında yer etmeye başladı. en nihayetinde Türkiye’de de dijital teknoloji verilesiyle pratikleşen ucuzlayan teknikler sayesinde fotoğraf hız kazandı. inanıyorum ki zaman içinde bu materyal çılgınlığı zamanla yerini bulacak, onca malzemeyi taşımaktan yorulan fotoğrafçı dostlarım amacına göre hazırlar yaparak yola çıkacaktır. Fotoğraf teknik bir öğe olmaktan sıyrılacak, ifade anlamında konuşmaya derdini söylemeye başlayacaktır. İnşallah umutluyum. Emeğin için çok teşekkür ederim abicim. İnşallah birlikte olmak ve fotoğraf üzerine fikir alış verişinde bulunma fırsatımız olur. İyi çalışmalar.
Hasan Kasapoğlu
1 Oca 10 at 15:44
Merhaba
Ben de fotoğraf gezilerine giderken bir sürü lens götürür ve hertürlü açıdan fotoğraf çekmeye çalışırdım.Tabii lenslerimin hepsini kullandığım oluyordu ama çektiğim fotoğrafların çoğu beni tatmin etmiyordu.Birgün Çerkes Karadağ ile Misi köyüne çekim gezisine gitmiştik.
“Hanginiz sabit açılı lens kullanıyor?” dedi.
Daha sonra kendisi sabit bir açı ve az malzemeyle daha başarılı sonuçlar alındığını vurgulamıştı.
Gerçi ben yine fotoğraf çantama gerekli malzemelerin tümünü koyuyorum.
Sonuçta çantanın hacimsel kapasitesi bellidir.
Ve yazıda anlatılanların tümünün geçerliği fotoğrafçıyla görecelidir.
Birde sahip olunan ekipmanı teknik olarak iyi tanımalıdır.İçerik ise kişiye göre zenginlik arzeder.
Hasan Kasapoğlu nun anlattıkları çok doğru şeyler.Tekniğin sonu var mıdır? bence yoktur,ama bir sonu olmasa da fotoğraf teknolojisi çılgın bir şekilde ilerlemektedir.Dur diyene aşkolsun.
Örnek bir yazı:
Soru:
İyi bir fotoğrafçı olmanın koşulları nelerdir?
Cevap:
“Öncelikle fotoğraf tekniğini çok iyi bilmeleri gerekir.Onu kusursuz düzeye vardırdıktan sonra olanca güçlerini içeriğe yöneltmeleri gerekir.Kişisel yaklaşımlarını, kendileri için otomatik, olağan düzeyegelmiş teknik aracılığıyle yansıtmalılar.Fakat teknik, bir noktada kusursuz olur, aynı oranda şaşmaz kuralları olan içeriğin ise gelişmesi sonsuzdur.Ve kişinin fotoğraf çekmediği zamanlarda çok düşünmesi, geniş bir görüş açısı, hayat felsefesi oluşturması mutlaka gerekir.
“Yıldız Moran(Sesdergisi-25.06.1983)
Konumuz dışında ama bence önemli küçük bir dip not:
Yazınızda Newton un Cebir i bulduğunu söylemişsiniz.Herhalde 24 saat doğu bilginlerinin buldukları Cebir ilmini nasıl batılı kaynak duruma getirebilirim diye düşünmüş olsa gerek.:)
Çünkü ben şu şekilde biliyordum.Yanılıyorsam beni tekrar uyarın.
Google den
-Batılıların El Gabra(Algebra=cebir) dediği Cebir ilminin kurucusu kesin olarak bilinmemekle birlikte Arap Matematikçi El Cabir Bin Hayyam’dır.
“El Cabir baştan sona kadar cebir ilmini kurdu.
1, 2 ve 3. dereceden denklemlerin çözümlerini gösterdi. Karekök ve küpkök almayı gösterdi.
“Harezmi de cebirin kurucularındandır ama cebirin isim babası El Cabir’dir! İngilizce’deki Algebra kelimesi de bunu kanıtlamaktadır!
Cebir adı Harezmi’ nin “El’Kitab’ül-Muhtasar fi Hısab’il – Cebri ve’l-Mukabele” adlı eserinden geldiği de söylenmektedir.
ugur cavac
1 Oca 10 at 21:01
Ugur Abi,
Yazı aynen kenrockwell.com’dan cevrildi. Dolayısıyla, Newton gafını yapan da Ken Rockwell’in kendisidir. Yazının orjinalinin linki burada.
Benim de bildigim, Newton’un cebire katkısının gercek degerli fonksiyonların köklerini bulmaya yarayan Newton yaklasimini (Newton-Raphson metodu olarak ta bilinir) buldugudur. Konuyla ilgili Wikipedia makalesi : Wikipedia
Yıldız Moran tanımı ise cuk oturmus, cok tesekkurler…
utkukaynar
2 Oca 10 at 01:04
Hasan merhaba,
Yorumun için çok teşekkürler, umarım görüşürüz.
Utku
utkukaynar
2 Oca 10 at 01:13